Hepimiz karanlık çağlardan karanlık kentlerden kör sağır ve dilsiz bir yaşamdan kopup geldik. Gördüğümüz veya gördüğümüzü sandığımız dağların doruklarındaki bir ateş kıvılcımıydı sadece. Işığa hasret beyinle yüreklerimizle ışığın ve yeni yaşamın yaratıcısı olan güneşe sabırsızlıkla ve acemice yürüyorduk. Işığı arıyorduk bir ışık arayıcısı olarak. Neyin peşinde olduğumuzu neyi aradığımızı çok fazla bilmeden. Bizi çeken ışığın aydınlığı ve sıcaklığıydı sadece.