"Yani... demek istediğim...demek istediğim... bizi en büyük başarıya götüreceğini sandığımız yol, aslında sandığımız gibi bir yol değildir. Zira zihnimizdeki başarı kavrami çoğu zaman dışarıdan gelecek saçma sapan bir kazanıma hedeflenmiştir: olimpiyatlarda madalya, ideal koca, yüklü maaş. Hayatımızı bu ölçütlere uyabil mek için harcarız, Oysa başarı ölçülebilecek bir şey, hayat kazanılacak bir yarış değildir. Bunların hepsi... fasa fisodur aslında..."
"Benim en sevdiğim taş, kaledir," dedi sonra. "Ona dikkat etmen gerektiğini düşünmezsin. Dürüst bir taştır. Gözünü vezirin, atın filin üstünde tutarsın çünkü onlar içten pazarlıklıdır. Ama çoğu zaman kaleye yenilisin. Dürüstlük her zaman bizim zannettiğimiz gibi bir şey değildir."
İnsanlar şehir gibiydi. Bazı kötū yönleri var diye bütün şehirden nefret etmezdiniz. Sevmediğiniz yanları, birkaç tane tehlikeli ara sokaği ve mahallesi olabilirdi ama bir şehri yaşanır kılan şey iyi yönleriydi.
Nora kedi dostu için acılı ve yaslı olması gerektiğini biliyordu -öyleydi de- ama içinde başka bir duygu daha olduğunu fark etti Voltaire'in o dingin ve huzurlu -acıdan tamamen yoksun- haline bakarken, karanlıkta belirmeye başlayan ve kaçışı olmayan başka bir his daha vardı içinde
Kıskançlık.