Nöbetçi gardiyan hücreme geldi, şapkasını çıkarıp beni selamladı ve rahatsız ettiği için özür diledi; kalın sesini mümkün olduğunca yumuşatarak bana kahvaltıda ne istediğimi sordu.
İçim ürperdi. O gün gelmiş miydi?
Öncelikle kitap çok güzeldi. Okuduktan sonra düşünerek duvarı izletecek türden. Bence herkes bu kitabı okumalı.
Kısaca kitabın konusu:
Bir adam suç işleyip hapse gidiyor. Mahkeme günü geliyor ve avukat ömür boyu kürek cezası vereceklerini düşündüğünü adama söyleyince adam "Ölmek yüz kere daha iyidir!" diyor. (Kürek mahkumluğunda kişi işlediği suç yüzünden donanmada kürek çekme cezası verilir.)
Mahkeme kararı, adamın idam edilmesi.
Kitabında devamında adamın idam edileceği güne kadar yaşadıkları anlatılıyor. Bir idam mahkûmunun neler hissettiği, nelere tanık olduğu çok güzel işlenmiş. Mahkûmla birlikte sizde yaşadıklarını hissediyorsunuz.
Okuduğum en iyi kitaptı. Keşke bitmeseydi. Övmekten asla bıkmayacağım. Alın sizde okuyun, pişman olmazsınız.
Kısacası; alın, okuyun, okutturun.
Birde ek olarak bir şey söylemek istiyorum: Kitabın ilk 28 sayfası ön söz. (Tüm baskılarda öylemi bilmiyorum ama İş Bankası Kültür Yayınlar'nda böyle) Ben ön sözü okumadım, gerekte yok bence. Okumakla okumamak arasında kaldıysanız bence okumayın.
Merhamet! Merhamet! Belki de beni affedecekler. Kral bana kızgın değil. Gidip avukatımı bulsunlar! Çabuk avukatımı çağrın! Kürek mahkûmu olmak istiyorum. Beş ya da yirmi yıl, yahut omzumu kızgın demirle dağlayıp ömür boyu küreğe mahküm etsinler. Ama hayatımı bağışlasınlar!
Bir kürek mahkûmu yürür, gider gelir, güneşi görmeye devam eder.