İzleyici, resimde bir anlam, yani farklı bölümler arasında dışsal bir bağlantı aramaya dünden hazır. Materyalist çağımız, karşısında durup resmin kendi mesajını iletmesine razı gelemeyen bir izleyici ya da uzman tipi doğurdu. İzleyici, resmin içsel değerinin işlemesine izin vermek yerine, telaşla doğaya yakınlık, mizaç, işleme tarzı, tonalite, perspektif vs aramaya koyuluyor. İçsel anlama ulaşmak üzere dışsal ifadeyi didiklemiyor. İlginç bir insanla sohbet ederken, onun esas düşünce ve duygularına ulaşmaya çalışırız. Kullandığı kelimelerle, telaffuzuyla, nasıl nefes aldığıyla, dilinin ve dişlerinin hareketleriyle, beynimizdeki psikolojik faaliyetle, kulağımızdaki fiziksel sesle ya da sinirlerimizdeki fizyolojik etkiyle ilgilenmeyiz. İlginç ve önemli olmalarına rağmen o an esas meselenin bunlar olmadığının ve bizi asıl ilgilendirenin anlam ve düşünceler olduğunun farkındayızdır. Bir sanat eseriyle karşı karşıya geldiğimizde de aynı duygu içinde olmalıyız. Bu tavır yaygınlaştıkça sanatçı da tamamıyla sanatsal bir dil konuşabilecek.
Saraylar fazla süslüyse,
tarlalar ihmal edilir,
tahıl ambarları boşalır;
saraydakiler renkli giysilerle gezer
keskin kılıçlar taşır,
doyasıya yiyip içer,
gereğinden fazlasına sahip olurlar.
Buna hırsızların cakası denir;
Yol bu değildir.
En büyük suç hırsı onaylamaktan büyük değildir;
Hiçbir felaket açgözlülükten büyük değildir,
Hiçbir kusur mülkiyet duygusundan büyük değildir.
Hoşnutluğun doyumu her zaman yeterlidir.