Gündüz salladıkların gelir gece. Yapacağım deyip yapmadıkların.
Gündüzü kaçarak geçirebilirsin. Aydınlıkta göze çarpmıyor insan. Kalabalıkta kaynıyorsun.
Gece yakalıyor seni. Tek başına dururken bir anda ensenden tutuveriyor. Her yaşa göre gecenin bir hesabı oluyor.
Derdin neyse, onun dışında her şey basit duruyor. Diğer her şeyi basit görüp küçülttüğünde derdin olduğundan büyük görünüyor. Kocaman kalıyor.
Herkes bir noktada birbirinden kopabilir. Ama hafızalar silinmiyor.
Silinmeyene silinmiş gibi yapmak. Yabancı olmayana, yabancı gibi davranmak.
Ah beee, diyorsun. İçinin omzu çöküyor. Deriyle kaplıyız ya, altındaki iskelet üzülüyor işte, omurgan. O çöküyor.
Bu da anlık bir durumu ifade etmez bence. Ekonomik kriz mesela. Bir günde patlamıyor.
Sıkışmaya başladığı öncü zaman var. Süreci var. Sinir krizi de süreç.
Neden geliyorsunuz bana, dedi.
Ağzımdan anında, huzur, kelimesi döküldü ilk. Yazdı.
İşlevsellik, dedim.
Ve gamsızlık. Çok zaten olamaz. Biraz olsam, kâfi dedim.
-Eee?
Huzur ve gamsızlık sizin için ütopya, dedi. Biz işlevselliğe çalışacağız, dedi.
-Bu mu umut verdi?
Bilmiyordu. Beni işlevsel kıldığında, huzurun kendiliğinden geleceğini henüz bilmiyordu. Ben de söylemedim.