Bir zamanlar iki kâşif ormanda bir açık alana rast geldi. Açık alanda çok sayıda çiçek ve yabani ot büyümüştü. Kâşiflerden biri “Bu alana bir bahçıvanın bakıyor olması gerekir" der. Diğeri ihtilaf eder, "Burada bir bahçıvan yok." Çadırılarını kurarlar ve beklemeye koyulurlar. Hiçbir bahçıvan görünmez ortada. "Belki de görünmez bir bahçıvandır." Dikenli telli çit ile çevirimez orayı. Elektrik verirler. Tazılarla etrafını kontrol ederler. (Zira H. G. Wells'in Görünmez Adam'ının görünmediği halde koklanalıp dokunulabildiği hatırla-rındadır.) Fakat davetsiz bir misafiri cereyan çarptığını ima edecek bir çığlık da duyulmaz. Görinmez birinin tırmandığım ifşa edecek bir hareket de olmaz tellerde. Tazılar hiç havlamaz. Fakat yine de İnançlı adam ikna olmamıştur. "Fakat burada bir bahçıvan var, görünmez, dokunulmaz, cereyan çarpma-sindan muaf bir bahçıvan, kokusu olmayan hiç ses çıkarmayan, bir bahçıvan, sevdiği bahçeye bakmak için gizlice gelen bir bahçıvan." Sonunda Süpheci umudunu yitirir, "Fakat senin başlangıçtaki iddiandan geriye ne kaldi? Senin görünmez, dokunulamaz ve ezeli olarak gizli bahçıvanının hayalî bir bahçı-vandan veya hiç bahçıvan olmayışından farkı nedir?