Kapitalizm her bireyin içine “tatmin olduğum an varoluşum hükümsüz kalır” inancını kodlamıştır. Bizi yöneten şey mutluluk efsanesi değildir. Aksine, bizi düzenin işbirlikçilerine dönüştüren, yeterince sahip olmadığımız hissidir. Kapitalizm mutsuzlukla çalışan bir makinedir.
Fiili gerçekliğe dalmaktan ve onunla mücadele etmekten başka seçeneği olmayanların direnişinden çok güçlü bir neşe duygusu doğar. Seyirciler, bu mücadeleyi sadece uzaktan izlemeyi seçerek kendilerini yalnızca dayanıklılık sanatını öğrenme şansından değil, onun neşe veren büyüsünden de mahrum eder. Gerçeklikle aramıza güvenli bir mesafe koyduğumuzda, gerçeği yaşayanların bütün varlıklarıyla mücadele ettiklerini anlayamayız. İzleyicinin huzursuzluğu, suçluluk ve çaresizlik duyguları gerçekliğin içindekiler için önemsizdir.
Belki de gerçeklik korkumuzun ve onunla mesafeyi korumak için kendimizle yaptığımız gizli anlaşmaların nedeni, hakiki benliklerimizin o gerçekliğin içinde neye benzediğini görme korkusudur.