Ece Temelkuran

Ece Temelkuran

Yazar
8.0/10
2.396 Kişi
·
8,7bin
Okunma
·
1.396
Beğeni
·
43,2bin
Gösterim
Adı:
Ece Temelkuran
Unvan:
Türk Gazeteci, Yazar
Doğum:
İzmir, Türkiye, 22 Temmuz 1973
1991 yılında Bornova Anadolu Lisesi'ni, 1995 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. 1993 yılında Cumhuriyet Gazetesi'nde gazeteciliğe başladı. İlk yazıları Patika dergisi'nde yayınlandı.

Kadın hareketi, siyasi tutuklu ve hükümlüler, Güneydoğu sorunu üzerine çalıştı, röportajlar yaptı. Almanya'da kadın hareketi üzerine bir araştırma yaptı. Ardından avukatlık ruhsatnamesini aldı ancak bu mesleği henüz icra etmedi. Yurtiçinde ve dışında çeşitli dergilerde yazılar yazdı, CNN Türk'te muhabirlik yaptı. Dünya Sosyal Forum sürecini izlemek için 2003'te Brezilya'ya, 2004'te Hindistan'a gitti. Venezüella'daki sosyalist devrimini ve Arjantin'de ekonomik krizden sonra oluşan halk hareketini inceledi. Bu harekete ilişkin yazıları "Buenos Aires'te Son Tango" adı altında yazı dizisi olarak Milliyet'te yayınlandı. Milliyet gazetesinde "Kıyıdan" adlı köşesinde yazdı. Habertürk Gazetesi'nde 8 Şubat 2010 gününden itibaren yazmaya başlayan Temelkuran'ın yazı günleri Pazartesi, Çarşamba ve Cumartesi oldu. Ancak 4 Ocak 2012 tarihinde Temelkuran'ın işine son verildi.

Her yıl Dünya Sosyal Forumu'nu yerinde izlemeye devam ediyor.

Ece Temelkuran, Aslı Erdoğan, Ümit Kıvanç, Bejan Matur, Beliz Güçbilmez, Murat Uyurkulak ve Şamil Yılmaz ile birlikte Son Bir Kez oyununun yedi yazarından biridir.

17 Ekim 2010 tarihinden itibaren Habertürk TV kanalında her pazar yayınlanmaya başlanan "Kıyıdan" adlı bir programı hazırlayıp sundu.

Girişimci ve yazar Metin Solmaz ile 1996 yılında evlenip 1998 yılında boşanmıştır. Bir suikaste kurban giden Uğur Mumcu ile CHP İzmir Milletvekili, TBMM Başkan Yardımcısı Güldal Mumcuçiftinin oğlu Özgür Mumcu ile 2007 yılında evlenip 2009 yılında boşanmıştır. (Özgür Mumcu, Sorbonne Üniversitesi’nde hukuk doktorası yapmış ve şu anda Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesinde asistanlık yapmaktadır.) Ece Temelkuran, film yönetmeni İnan Temelkuran'ın ablasıdır.
‘‘Yaşlandım herhalde ben de. Biz seninle aynı yaştaydık değil mi Sevgi?’’

“Hala aynı yaştayız Önder.”

‘‘ Kendini koruyanlarla kendini ateşin içine atanlar aynı hızda yaşlanmıyor bana sorarsan. Sence nasıl Sevgi?’’
Gürültü, kaçmak istediğiniz, içinde anlamlı seslerin, hatta güzel seslerin de olduğu dev bir senfoniye dönüşecek. Sesleri ancak kitap okuyarak duyabilirsiniz. Kitapsız baktığınız sokakta bir sokak görürsünüz. Kitapla baktığınız sokakta, o sokaktan başka bir insan olarak geçme imkânını seyredersiniz.
315 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Bu kitabı niye okursun?

Sayfaları çevirdikçe insana bakarsın, insanların arasında dolaşır, yüreklerinin ortasından geçersin. Özellikle de kendi coğrafyandakilerin...

Seni anlatır, her gün muhatap olmak zorunda olduklarını anlatır. Baş ucunda durur, zaman zaman rastgele bir sayfa açıp okuyasın gelir.

Kimdir bunları yazan?

Ankara Hukuk’tan mezun olup, avukatlık yapmayan...

İzmirli olup Güneydoğu, Brezilya, Hindistan, Arjantin, Venezuela, Ortadoğu insanının yaşadığı sosyal ve ekonomik mücadeleyi önemseyen, gözlemleyen, aktaran...

Hep savaş karşıtı yazılar yazan...

Kadın hareketlerine destek veren, siyasi tutuklu ve hükümlülerin sorunlarını dert edinen...

Kendine özgü kalemiyle yurt içinde ve dışında ödüller alan...

Yazıları yurt içinde ve dışında yayımlanan, kitapları yabancı ülkelerde de okunan bir gazeteci ve yazardır ki seveni kadar sevmeyeni de olan...

Ödünç kitap alanlar genelde geri getirmez. Eskiden kızardım, şimdilerde umursamıyorum. Yine de, geri getirmez korkusuyla kimselere vermek istemediğim, Ece Temelkuran’ın köşe yazılarından derlenmiş bu kitap, kütüphanemin baş köşesinde durur.

İlk defa okuyup bitirdikten sonra, gelişigüzel sayfalar açıp tekrar okudum. Hâlâ da yaparım bunu. İç sesim benimle konuşuyor gibi gelir.

Tekrar okuyup bitirdiğim bugün, kendime rastgele bir sayfa açtım. Ülkede kafa yoracak bunca şey varken, sanki bir ‘sakin ol!’ mesajı gibi ne çıktı bakın?

“Çiçeklerden nasıl taç yapılıyordu, en fazla buna kafa yoracaksın.”

Sonra okumalarını takip ettiğim kadın arkadaşlarım için de ‘tamamen rastgele’ birer sayfa açsam dedim:) Buyrun:

Bahar T.
“Durdum. Çünkü içimde ses bitti. "Koş" diyen şey yorul­du.”

FatmaErarslan
“Durma hakkını kullanan bir kadın olarak sen, ne ağlamanı, ne yüzünü, ne sessizliğini açıklama­dan, sonra, azıcık soluklandıktan sonra yine devam etsen.”

https://1000kitap.com/Meyrem_
“O kadar da güçlü değildir hayat aslında; bakmayın siz, in­san o kadar kolay yenilmez.”

Selma
“Oysa sana sorsalar, şimdiki gözlerinin farkını söyleyemezsin çocukluk fotoğraflarından!”

DeVriM.Ce
“Sanki peçe­teye bir şeyler karalarsanız bugünü hep elinizde tutabile­cekmişsiniz gibi.”

Günay İlgar
“Sayfalarındaki limonlu çay lekeleri, çocukluktan bu yana gelinen yolun haritası gibi.”

Heidi
“Belki bu sözcükler yü­zünden buralardan gidemiyoruz, kim bilir?”

marie sklodowska
“Elini çenene dayayıp, adını bile unutana kadar, gidip gelen karıncalara bakasın var senin.”

Sezen B.
“Çünkü serçe telaşıyla yaşayan kadınlar, zamanın ağırlığıyla uçabilen büyük kanatlı adamları seçerler.”

Duygu Yıldız
“Deniz kıyısında bir çocuk başka bir çocuğa elma uzattı. Ağladım.”

Nazlıgül
“Onlar, bir gece bir düzen bozulup da birinin canı yanmasın diye tek tabanca gezerler...”

Maksude
“Ya siz bu yazıyı okurken yağmur yağmazsa?...”

Ecem
“Çünkü insanı, birini sevmeden önceki halinden çok daha yalnız bırakır birinin gitmesi.”

Liliyar
“Yok, yok; dünyanın en korkunç şeyidir birini sevmek.”

Ferah
“Karın şüpheli bir sessizliği var; insan aklındaki seslere dalıyor.”

Ayşe*
“Bu yüzden en severek kurduğum cümleydi: ‘Haydi gidelim!’ “

Laᵈy D'arbanville
“Çünkü hayat, onu erken anladığını sananlardan çok fe­na alır öcünü.”

Hatice
“Sen daha yola çıkmadan görünmez urganlarla düğümlendiğin "sosyal ilişkilerin" nasıl galeyana gelip bu meseleyi dünyanın en trajik olayı haline getiriyor!”

BilgeSevgi
“Tuhaf bir şey aslında, kendisiyle kavgası bittiğinde baş­lıyor insan yaşamaya.”

https://1000kitap.com/Furtana
“Oysa her anneye rağmen, her küçük bot, her küçük çizme koşup bulacaktır bir su birikintisi.”

Nephren Ka
“Bu irkilme yüzünden anneler, hayatta kendileri nerele­rinden kırıldılarsa, kızları için tasarladıkları çelik zırhların tam o noktasına çifte su vermek isteyeceklerdir.”

◃Saime⁷⁴▹
“Bü­yüklerin planladığı zamandan kaçmış bir çocuk yine o ılık battaniyelerin altına girer.”

Muhammet Boyraz
“Çocuklukta olan kimi şeyler çok sonraları bir zaman bir anda yakalar sizi. İçinize ılık, hazin bir şey akar.”

Yazgı Yurdaarmağan
“Ezber bozulur, cümle dağılır. İşte o zaman insana bir 'B planı' gerekecektir.”

Gül
“Çünkü bir kere başarıyla vermiş­seniz bu berbat sınavı, "hiçbir şey" olarak kalmayı becer­diyseniz, bir daha sırtınızın kolay kolay yere gelmeyeceğini bileceksiniz.”

Ebru Ince
“Kaçarken kaçar­ken belki günün birinde kendine denk geleceksindir.”

https://1000kitap.com/_demet
“Kafayı yemiş öğretmenin de­diği gibi, belki de uzak durmalısın istediğinden. Çünkü gü­zel bir sürpriz seni daha çok korkutabilir işlerin ters gitme­sinden.”

CarpeDiem
“Bir de mümkün aslında; hem portakal reçeli yapmak hem de dünyanın tekinsiz yollarında maceralara atılmak.”

Röya Abraham
“Ancak bir kadının kara sularına girildi­ğinde iner yelkenler yere.”

Yeşim
“Yolculuk yorgunu olanlar bilirler yine: insan bir yerde durmak ister.”

Historik Okuyucu
“Korkuları yüzünden büsbütün taş kesilip olduğu yerde donakalarak yaşayanlar dışında öyle çok da yürek peşinden koşturma, yürek nereyi gösteriyor diye gözlerini dört açma­ya gerek yok aslında.”

Papatya
“Ama asıl oynamamaya karar verdikleri "oyunlar", kazanamayacakları için değil, kaybetmekten korktukları için de değil, kurallarını sevmedikleri için katıl­madıkları oyunlar...”

Hercaiokumalar /Ayşe
“Bu insanlık sizi fitne fücur fikir ve hesaplarıyla bezdirmese aslında sizin keyfiniz basbayağı da yerinde.”

Sezen Dursun
“Yoksa boynunu kendine yaslayan kuğular gibi mi olacağız bu kış da?”

Nilüfer
“Hiçbir şehirde ismini ezberletecek kadar kalmıyorsan eğer tuhaf bir kudrete sahipsin sen.”

https://1000kitap.com/Nctnct
“O kadınlara yalnızca yakın durulabilir, yakalanıp durdurursan, kendine ait kılarsan... Ölüverirler.”

Semra Yilmaz
“Bu dünya, bu ucuz cehennem kalbinin kırık ve hakiki sesini istemiyor, nasıl anlamazsın?”

DlkSzgn
“Kimse ilişemiyor sana, çünkü sen hep birazdan gide­ceksin.”

yirmidört
“Onların hayatta giydikleri "sahne kostümleri" hep bir yerlerinden sarktığı, üstlerine hiç tam oturmadığı için, kızlarına aynılarını diktirmeye o kadar da hevesli olmayacaklardır.”

https://1000kitap.com/Rihee
“Batılıp çıkılan çamurlardan kalan, kaderimizi ebru gibi damla damla belirleyen bir şey vardır belki geride...”

Kübra (zerdali)
“Düşenler, galiba yine bu hayatın her halinden bir şeyler öğrenmeye müsait olanlar oluyor; zaten pek şımartıl­mamış olanlar, zaten durdukları yere pek yerleşemeyen­ler...”

Seda Bera
“Eğer hala kadınlar ve erkekler için ayrı müfredatlar uygulanacak­sa, oğlan çocuklarına kadınların kafa karışıklığından, kız çocuklarına da erkeklerin onları nasıl anlamayabileceğinden söz edilmeli.”

https://1000kitap.com/Zeynep1923
“Bizden başka bir de mutfak fayansları biliyor ne eğlence­li, ne acayip şeylerden bahsettiğimizi.”

Ve sevgili https://1000kitap.com/Maritza35 ( Belki yine gelirsin)
“İnsan, kalabalık bir şeydir oysa. Bazı kalpler ana-baba günü...”

Gözden kaçırdığım okur arkadaşlarım mutlaka olmuştur. Lütfen gönül koymayın olur mu?

Hadi siz de açın bir sayfa. Seveceksiniz bu kitabı.
504 syf.
Hani okuduğumuz kitaplarda , yazarın, kahramanların ve hatta başka okurların hayatları vardır ya, o hayatları hissetmeyi seviyorum. Onların yerinde olduğumu hayal ediyorum. Bir çok kitapta böyle olsa da bu kitap için hayal etmeye gerek yok.
Devir dönemini çocukluğum ve mesleki hayatım yılları içerisinde farklı zamanlarda yaşanmış olsam da duygularım, bakış açım aynen çocukluğumdaki kadar temiz kaldı.
Aynı mahallede oturduğu ya da aynı iş yerinde çalıştığı halde birbirlerine günaydın veya merhaba demekten selam vermekten aciz olanlara rağmen, burnu düşse yerden almayacak kibirlilere bencillere saygısızlara rağmen, kişisel menfaatleri için her şeyi mübah sayanlara rağmen. Hepsine rağmen her şeye rağmen , Ufacık bir mahallede kocaman yürekli insanlardı komşularımız.
Sokağımızda, bir kaç tane Hayriye Teyze vardı. Kürt Hayriye, Göçmen Hayriye, İncesulu Hayriye ve Dul Hayriye .. Mahallenin demirbaşları sayılır bir dedikleri iki edilmezdi. Göçmen Hayriye Teyze, mübadele yıllarında balkanlardan geldiklerinde sol hükümet bize pek çok eziyet etti hayatta onlara oy vermem , anamın babamın kemikleri sızlar derdi de her seçimde Demirel kazandığında lokma tatlısı dağıtırdı. Dul Hayriye Teyze , Ecevit hayranı idi, nedendir bilinmez belki de farklı bir hissiyattan Karaoğlan posterleri evinin bir çok odasında çerçeveli halde asılı dururdu. Kürt Hayriye teyzenin oğulları ülkü dernekleri yönetiminde idi ve bu ona ayrı bir hava katardı. 12 Eylül sabahı hatırladığım bir yaştaydım halen bugün gibi hafızamda; Kürt Hayriye teyzenin oğullarını almaya gelen askerler, çocukları evde bulamadılar niye mi? Dul Hayriye Teyzenin bahçesindeki kömürlükte saklandıkları için, kimse kimsenin yerini söylemediği için , bizim mahallede ihtilal zayiatı olmadı. Hiç kimse tutuklanmadı , kayıplar olmadı, yaslar tutulmadı, analar ağlamadı... DEMEK İSTERDİM... Ama maalesef işte bunlar olmasını istediklerim ama olmayanlardı. Gizlediğin sürece bütün günahlar mübahtır. Haftada bir sokakta ev kurşunlaması olurdu, solcuların evini sağcılar, ülkücülerin evlerini devrimciler. Teksas'ı aratmayan aksiyonlar. Kömürlüklerde saklanan silahlar, birbirlerini ihbar eden insanlar ne kötü zamanlardı. Kız alıp verirken dikkate alınan siyasi kimlikler, kimin ne okuduğuna , kimin kiminle samimi olduğuna kadar bakılan anlamsız davranışlar. Gözaltına alınıp kayıtları tutulmayan onlarca kayıp gençler, yıllar sonra kendisinden vazgeçip emanet bir hayata merhaba demeye korkarak ortaya çıkanlar, tahliye olanlar, erkekliğini, kadınlığını aklını yitiren yarım kalmış insanlar. Yıllar sonra polis olduğumda, ihtilali yaşamış ama verdiği zararın farkında olmayan yüzlerce meslektaşım oldu. Halen sağcı, solcu, ülkücü, devrimci türküsü söyleyen , solcuyu komünist dinsiz , sağcıyı faşist belleyen yüzlerce zavallı. Falanlar, filanlar.... İnsanların çiğliğini ,duyarsızlıkla kuşandığı rahatlığını, ben buyum, dediğim dedik , ben doğruyum işine gelirse safsatalarını hiç kabullenemedim. Bir insanı nasıl öldürürseniz katil olursunuz. Sadece bedenine kastederek değil tabii . İnsanın duyguları canlıdır. Bir insanın masumiyetini yok ederseniz, insanlara olan güvenini yitirmesine neden olursanız ,sevgiye, aşka olan inancını, eminlik duygusunu yok ederseniz insanı insan yapan,diğer kişilerle ilişkilerini sağlıklı olarak yürütmesine neden olan duygu ve davranışları da yok ederseniz, o insanın katilisiniz demektir.
Kitaptan da bahsedeyim azıcık; farklı mahallelerde farklı yaşam kalitesinde ama aynı görüşe sahip iki ayrı ailenin çocukları , Ali ve Ayşe. Çocuk masumiyetiyle dönemi o kadar anlamlı anlatırken yer yer de tebessüm etmenize sebep oluyor. Ankara , meclis, yaşananlar yasaklar, ilişkiler tüm okuduklarınız dönemi Ayşe ve Ali ile birlikte adım adım yaşamanıza vesile olacaktır. Son söz olarak;
Birbirimizin kalbindeki dertleri, acıları, coşkuları , beynindeki düşünceleri fikirleri bilemeyiz. İnsan insana her dem biraz da olsa muğlaktır aslında. Ancak hissetmeye çalışır, anlamayı denersek ve saygı duyarsak , mantıklı, anlaşılır, değerli ,yararlı davranışlarda bulunarak insan olmanın tadına varabiliriz. Keyifli okumalar.
360 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Güzel fikirlere sahip güçlü bir kadın yazarımız Ece Temel Kuran. Güçlü kalemiyle yine bu kitabında da göstermiş kendini. Bir hukukçu olarak gazetecilik yapan Ece Temel Kuran ikisini de yazdıklarında birleştiren muhteşem bir kalem. Çok keyif alarak okudum. Sanki bir gazetenin köşe yazılarını okur gibiydim. Sanırım bu da kaleminin gücü olsa gerek.
" Batı'lı birinin Doğulu'nun derdini, sıkıntısını nasıl anlatır" gibi tepkiler verenlere inat yazılmış bir kitap. Yazarımız kesinlikle
yaşayarak yazmış bu kitabı.
" Umut pek güven duyduğum bir sözcük değil, ben inadı tercih ederim. Umudum yoksa bile inadım var. İnsanın yine de her şeye rağmen iyi olabileceğine, bu ülkenin içinde dövüldükçe içinin çok derine kaçmış bir iyilik tohumu olduğuna dair bir inatçı imanım var."
160 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Bir defter al kendine. Küçük bir defter, cebe sığacak büyüklükte. Herkes yazar olmak zorunda değil, ama herkes yazmak zorunda. Kin biriktirip yarına bugünün rezaletini aktarmak için değil. Bugünün gürültüsünden kaçmak için değil. Dünü aklına kazıyıp durmak için de değil. Devam ettiğini kendine göstermek için yaz.
112 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Ece Temelkuran kitapları ayrı dergilerdeki yazılar ayrı bir tatta...

Kitapta bölük pörçük hikayeler anlatılmış deselerde birbiriyle bir şekilde iliştirilmiş hikayeler her kadının başından geçmiş veya geçmesi olası olaylar bütünü bence...

İçinde kendinizden, çevrenizden hikayeler bulabileceğiniz güzel be samimi bir kitap...

Keyifli okumalar...
493 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Bu kitapta 80 darbesi ilk kez iki çocuğun gözlerinden anlatılıyor; Ayşe ve Ali...Ayşe ve Ali 8 yaşındalar. Bütün hikayeyi onların dilinden dinleyip onların gözünden izliyorsunuz.
Darbe yaklaşıyor, insanları, sokakları, sol-sağ ayrımını sevdikleri ve sevmedikleri tarafları çocuk masumiyetinden dinlemek daha duygusal oldu benim için. Sokağa çıkma yasağını, çatışmayı, işkenceyi, kaçışları Ayşe ve Ali'den dinleyin.
Çocukların beklentilerini, umutlarını, iç dünyalarını, kırgınlıklarını öyle güzel anlatmış ki yazar; hayran kaldım kalemine. Sıkılmadan hep bir merakla okudum.
504 syf.
·4 günde·9/10
Devir, bize geçmişten 12 Eylül’e nasıl gelindiğini anlatırken, bazı gerçekleri ince ve derinden işliyor. Ruhumuzda o noktadan bugüne nasıl gelindiğini de algılamaya başlıyoruz.

Bu romanda Ece Temelkuran, anlattığı olaylardan çok onları anlatış şekliyle fark yaratmış; kitapta ülkemizin kabuk tutmayan, hiç kapanmayan yarası, edebiyatçılarımızı üzerine çok yazılıp çizdiği çok önemli, ciddi ve üzüntülü bir süreci ilk defa çocuk dili, gözü, aklı ve yüreğinden aktarmış. Her şeyi farklı kılan ve belki de daha sarsıcı yapan temel unsur da bu zaten, çocuklar anlattığı için hem acı hem tatlı olmuş…

Devir’de, 12 Eylül dönemini farklı sınıflardan gelen iki küçük çocuğun; Ayşe ile Ali’nin gözünden okuyoruz. Hikaye 1980 Mayıs’ının son günlerinde Ankara’da başlıyor, darbenin ilan edilişinden birkaç gün sonra da bitiyor.

Ali ve Ayşe...

Ayşe apartman dairesinde yaşayan hali vakti yerinde bir ailenin kızı, annesi 71 Muhtırası zamanı hapse girmiş ve işkence görmüş eski bir solcu. O zamanlar birlikte olduğu devrimci sevgilisini terk edip,sonrasında çevreden uzaklaşıp ve başka biriyle evlenmiş ve meclis arşivinde devlet memuru olmuş. Ayşe’nin babası solcu devrimcilerden yana olmasına rağmen aktif olarak olaylara katılmayan bir adamdır.

Ali gecekondu mahallesinden bir çocuk, çevresi anne ve babası da dahil olmak üzere solcu abiler ve ablalar ile dolu.
Ali’nin annesi Ayşeler'in evine temizliğe gitmeye başlayınca bu iki çocuğun yolları kesişiyor. Birbirlerinin dünyasını tanıyıp, yakınlaştıkça, birbirlerine benzemeye başlıyorlar. Sırlar paylaşıyorlar, koruyor, kolluyorlar birbirlerini. Ali “Hayat Ansiklopedisi”ni okuyabildiği için çok şey biliyor ve Ayşe ona çok güveniyor. Ali de onu çok cesur ve akıllı buluyor. Ayşe karakolda ve çevresinde, sokakta olup bitenleri, çatışmaları oyun zannederken, yaşadığı çevredeki hareketlenmeleri, gözlemleri sayesinde vaktinden önce büyümüş olan Ali, Ayşe’ye gerçekleri anlatıyor. Bu aralarındaki bağların kuvvetlenmesine ve karşılıklı güvenin artmasına sebep oluyor.

Bir kitabı okumaya başlamadan önce genellikle kapağını açarım, kaç bölümden oluşur, kaç sayfadır incelerim ve bölüm isimlerine bakarım. Devir 'i de şöyle bir karıştırdım ve Ailemizi Tanıyalım, Mahallemizi Tanıyalım, Ahlak Bilgisi, Yurttaşlık Bilgisi gibi başlıkları gördüm. Kısacası, daha kitaba elim değer değmez okul çağlarıma ve ders kitaplarıma geri dönmüş gibi hissettim... Sanırım bu da mesajın bir parçasıydı.

Sonra okumaya başladım merakla ve sayfa sayfa o kadar farklı duygular yaşadım, o kadar çok düşüncelere daldım ki.
Gülsem mi ağlasam mı bilemedim… Ara sıra güldüm…Ağladım…En çok da düşündüm.

Olaylar film şeridi gibi gözlerimizin önünden geçerken bu sefer arka fonda çoğu zaman olduğu gibi İstanbul değil, memleketin kalbi, yani başkent Ankara vardı, bir de Kuğulu Park ve oradaki kuğular vardı… kuğuların uçmasını engellemek için kırılan kanatlar vardı, hatta darbe dönemlerinde insanların direniş veya devrim gibi eylemleri bir daha denememeleri için kollarının kanatlarının kırılacak şekilde uygulamalar yapılması, bir daha öyle bir hayat istememelerinin sağlanması arasında bir benzerlik, bir gönderme vardı. İki küçük çocuk arasında kurulan çok sıcak, çok içten bir bağ vardı.

O dönemi, bugünü, travmalarımızı, cinselliği, devrimi, Kuğulu Park’ın en sessiz sakinleri olan kuğuların trajedisini, Bülent Ersoy’un bizim toplum için neyi simgelediğini ve başka şeyleri kaleme almıştı yazar… Hepsi de romanın önemli birer parçasıydı.

“Devir”, bir nevi 1980’lerin gündelik hayat ansiklopedisi gibi. Daha doğrusu bir ansiklopedinin romanlaşmış, kurgulanmış, ete kemiğe bürünmüş hali gibi. O döneme dair aklınıza gelebilecek her ayrıntı var kitapta. “Dallas” mesela… Emin olun, bugün televizyonlarda gösterilen hiçbir dizi “Dallas” kadar konuşulmuyor, tartışılmıyor ve hiçbir kötü adamdan JR kadar nefret edilmiyor.
Sonra şu meşhur “Hafta Sonu” gazetesi var. Kimin kiminle beraber olduğunun, sahneye hangi kıyafetle çıkıp kimin desteğiyle yükseldiğinin, hangi sözlerin alkışlanıp hangi sözlerin yuhalandığının çetelesini tutan, böylelikle de gazino ilanlarındaki hiyerarşiyi belirleyen gazete...

Ve en önemlisi de kokular… Anneanne kokusu, dantel örtü kokusu, soba kokusu, rakı kokusu, sokak aralarındaki çatışmaların ardından insanın burnunun direğini sızlatan duman kokusu…

Yitip giden kelimeler… Televizyonda, radyoda işitmediklerimiz. Okul kitaplarına asla girmeyenler. Belki sadece büyüklerin evlerde fısıldayarak telaffuz edebildiği unutturmak istedikleri, yasaklı kelimeler… Hepsi, hepsi var. Kısacası kitapta biz varız.. küçüğü ile, büyüğü ile, sevincimiz ile, üzüntümüzle...

Okuması o kadar akıcı ve kolay değil, durup düşünüyorsunuz çünkü.

Ama başladım, bitireyim ki mesajını anlayayım dediğim bir kitaptı. Sonunda iyi ki de okumuşum dediğim bir kitap oldu.
Keyifli okumalar…


https://t24.com.tr/...r-roman-buece,290009
http://evdeyazar.blogspot.com/...itab-deviri-cok.html
https://www.bencetatil.com/...n-roman-yorum-devir/
http://begenmeyenokumasin.com/...-temelkuran-sohbeti/
160 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Öğleyi biraz geçiyordu ki üstümde üniversite yıllarımdan kalma ikinci el kaşem ile çıktım. Sade ve olabildiğine sıradanım. Çocukların öldürülmesinin sıradanlaştırıldığı bir dünya da kendi sıradanlığımdan bahsedecek kadarda bencil. Adını hatırlamadığım veya hatırlamak istemediğim bir deniz kenarında plastik sandalye ve masanın yanında üçüncüyüm. Zihnimdekileri bırakıp masaya kül tablası olmak için neler verirdim aslında, neyse. Bu yazını uzatmak istemiyorum çünkü uzatasım kalmadı. Yarım kalsın tüm yarın kalmışlıklara bir de bu kelimeler eklensin çok mu ? ( Kerim Mert ARAS )

Temelkuran' ın çeşitli yerlerde yayınlanan yazınlarından oluşan denemesi farklı konularda özgün bakış açıları ile insana insan mıyım, insan olmak için ne yapıyorum gibi keskin ve her zaman anlayamayacağımız sorular sorduruyor. Yazınlarında takındığı tavır ve üslubunun sadeliği, izmlerden uzak oluşu bu kadar politik soytarının olduğu ülkemizde kendisini gözümde biricikleştiriyor.
Umut baki gökyüzü mavi kalsın, yani temennimce.
311 syf.
·Beğendi·7/10
"Şu yalancı dünyada her canlı bir eş arar/ Taşın kalbi yok ama onu bile yosun sarar..." Syf.481


"Bakmayanı, bakıp görmeyeni ne edeceksin Vedat?" Syf. 286


"Peşinden koşmakla olmaz, sabırla çağırır gül bülbülü, böyle öğrendik..." Syf .320

Temelkurandan bir devrin gürültüsü. Siyasi fillerin ayak seslerinin kirli saçlarında umudu barındıran çocukları ürküttüğü bir devrin zamanı. Realizm ile kurgunun kesişip harmanlandığı sade, akıcı ve güzel bir eser. Yakın tarihin hezeyanına keskin bir perspektif.
Peki Okunmalı mı ?

Bir yığın gereksiz gereklilikleri barındırdığımız hayatımızın , kıyısından veyahut köşesinden geçmeyi hakeden sayfalar..

Umudumuz baki göğümüz mavi kalsın.

Yazarın biyografisi

Adı:
Ece Temelkuran
Unvan:
Türk Gazeteci, Yazar
Doğum:
İzmir, Türkiye, 22 Temmuz 1973
1991 yılında Bornova Anadolu Lisesi'ni, 1995 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. 1993 yılında Cumhuriyet Gazetesi'nde gazeteciliğe başladı. İlk yazıları Patika dergisi'nde yayınlandı.

Kadın hareketi, siyasi tutuklu ve hükümlüler, Güneydoğu sorunu üzerine çalıştı, röportajlar yaptı. Almanya'da kadın hareketi üzerine bir araştırma yaptı. Ardından avukatlık ruhsatnamesini aldı ancak bu mesleği henüz icra etmedi. Yurtiçinde ve dışında çeşitli dergilerde yazılar yazdı, CNN Türk'te muhabirlik yaptı. Dünya Sosyal Forum sürecini izlemek için 2003'te Brezilya'ya, 2004'te Hindistan'a gitti. Venezüella'daki sosyalist devrimini ve Arjantin'de ekonomik krizden sonra oluşan halk hareketini inceledi. Bu harekete ilişkin yazıları "Buenos Aires'te Son Tango" adı altında yazı dizisi olarak Milliyet'te yayınlandı. Milliyet gazetesinde "Kıyıdan" adlı köşesinde yazdı. Habertürk Gazetesi'nde 8 Şubat 2010 gününden itibaren yazmaya başlayan Temelkuran'ın yazı günleri Pazartesi, Çarşamba ve Cumartesi oldu. Ancak 4 Ocak 2012 tarihinde Temelkuran'ın işine son verildi.

Her yıl Dünya Sosyal Forumu'nu yerinde izlemeye devam ediyor.

Ece Temelkuran, Aslı Erdoğan, Ümit Kıvanç, Bejan Matur, Beliz Güçbilmez, Murat Uyurkulak ve Şamil Yılmaz ile birlikte Son Bir Kez oyununun yedi yazarından biridir.

17 Ekim 2010 tarihinden itibaren Habertürk TV kanalında her pazar yayınlanmaya başlanan "Kıyıdan" adlı bir programı hazırlayıp sundu.

Girişimci ve yazar Metin Solmaz ile 1996 yılında evlenip 1998 yılında boşanmıştır. Bir suikaste kurban giden Uğur Mumcu ile CHP İzmir Milletvekili, TBMM Başkan Yardımcısı Güldal Mumcuçiftinin oğlu Özgür Mumcu ile 2007 yılında evlenip 2009 yılında boşanmıştır. (Özgür Mumcu, Sorbonne Üniversitesi’nde hukuk doktorası yapmış ve şu anda Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesinde asistanlık yapmaktadır.) Ece Temelkuran, film yönetmeni İnan Temelkuran'ın ablasıdır.

Yazar istatistikleri

  • 1.396 okur beğendi.
  • 8,7bin okur okudu.
  • 228 okur okuyor.
  • 3.414 okur okuyacak.
  • 313 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları