Ece Temelkuran

Ece Temelkuran

Yazar
7.9/10
1.630 Kişi
·
5.624
Okunma
·
1.061
Beğeni
·
36727
Gösterim
Adı:
Ece Temelkuran
Unvan:
Türk Gazeteci, Yazar
Doğum:
İzmir, Türkiye, 22 Temmuz 1973
1991 yılında Bornova Anadolu Lisesi'ni, 1995 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. 1993 yılında Cumhuriyet Gazetesi'nde gazeteciliğe başladı. İlk yazıları Patika dergisi'nde yayınlandı.

Kadın hareketi, siyasi tutuklu ve hükümlüler, Güneydoğu sorunu üzerine çalıştı, röportajlar yaptı. Almanya'da kadın hareketi üzerine bir araştırma yaptı. Ardından avukatlık ruhsatnamesini aldı ancak bu mesleği henüz icra etmedi. Yurtiçinde ve dışında çeşitli dergilerde yazılar yazdı, CNN Türk'te muhabirlik yaptı. Dünya Sosyal Forum sürecini izlemek için 2003'te Brezilya'ya, 2004'te Hindistan'a gitti. Venezüella'daki sosyalist devrimini ve Arjantin'de ekonomik krizden sonra oluşan halk hareketini inceledi. Bu harekete ilişkin yazıları "Buenos Aires'te Son Tango" adı altında yazı dizisi olarak Milliyet'te yayınlandı. Milliyet gazetesinde "Kıyıdan" adlı köşesinde yazdı. Habertürk Gazetesi'nde 8 Şubat 2010 gününden itibaren yazmaya başlayan Temelkuran'ın yazı günleri Pazartesi, Çarşamba ve Cumartesi oldu. Ancak 4 Ocak 2012 tarihinde Temelkuran'ın işine son verildi.

Her yıl Dünya Sosyal Forumu'nu yerinde izlemeye devam ediyor.

Ece Temelkuran, Aslı Erdoğan, Ümit Kıvanç, Bejan Matur, Beliz Güçbilmez, Murat Uyurkulak ve Şamil Yılmaz ile birlikte Son Bir Kez oyununun yedi yazarından biridir.

17 Ekim 2010 tarihinden itibaren Habertürk TV kanalında her pazar yayınlanmaya başlanan "Kıyıdan" adlı bir programı hazırlayıp sundu.

Girişimci ve yazar Metin Solmaz ile 1996 yılında evlenip 1998 yılında boşanmıştır. Bir suikaste kurban giden Uğur Mumcu ile CHP İzmir Milletvekili, TBMM Başkan Yardımcısı Güldal Mumcuçiftinin oğlu Özgür Mumcu ile 2007 yılında evlenip 2009 yılında boşanmıştır. (Özgür Mumcu, Sorbonne Üniversitesi’nde hukuk doktorası yapmış ve şu anda Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesinde asistanlık yapmaktadır.) Ece Temelkuran, film yönetmeni İnan Temelkuran'ın ablasıdır.
" Kurnazlığı zeka zannedenlerin topraklarında nezaketiniz sizi aptal gösteriyor olabilir. Aldırmayalım. "
‘‘Yaşlandım herhalde ben de. Biz seninle aynı yaştaydık değil mi Sevgi?’’

“Hala aynı yaştayız Önder.”

‘‘ Kendini koruyanlarla kendini ateşin içine atanlar aynı hızda yaşlanmıyor bana sorarsan. Sence nasıl Sevgi?’’
Ece Temelkuran
Sayfa 29 - Can
Samim Abi ile Ayla Abla’nın terasındayız şimdi.
Her şey çok güzeldir. Onlar yeni taşındığı için koltukları yok, bir de ‘’’aşıklar, ihtiyaçları yok tabii’’.
Ece Temelkuran
Sayfa 68 - Can
Saf iyilik. Onu hissettim. Anladın mı Birgül? Çünkü ben anlamadım! Nasıl olur da hem bunca iyilik hem bu kadar kötülük aynı yerde olur, anlamadım ben!
Kendinizi bu kadar ciddiye almayın. Ne siz, ne prensipleriniz ve hatta hepimizden sakladığınız sırrınız bile o kadar önemli değil. Bu kadar önemli olduğunuzu sanırsanız, gün gelir intihar edersiniz.
504 syf.
Hani okuduğumuz kitaplarda , yazarın, kahramanların ve hatta başka okurların hayatları vardır ya, o hayatları hissetmeyi seviyorum. Onların yerinde olduğumu hayal ediyorum. Bir çok kitapta böyle olsa da bu kitap için hayal etmeye gerek yok.
Devir dönemini çocukluğum ve mesleki hayatım yılları içerisinde farklı zamanlarda yaşanmış olsam da duygularım, bakış açım aynen çocukluğumdaki kadar temiz kaldı.
Aynı mahallede oturduğu ya da aynı iş yerinde çalıştığı halde birbirlerine günaydın veya merhaba demekten selam vermekten aciz olanlara rağmen, burnu düşse yerden almayacak kibirlilere bencillere saygısızlara rağmen, kişisel menfaatleri için her şeyi mübah sayanlara rağmen. Hepsine rağmen her şeye rağmen , Ufacık bir mahallede kocaman yürekli insanlardı komşularımız.
Sokağımızda, bir kaç tane Hayriye Teyze vardı. Kürt Hayriye, Göçmen Hayriye, İncesulu Hayriye ve Dul Hayriye .. Mahallenin demirbaşları sayılır bir dedikleri iki edilmezdi. Göçmen Hayriye Teyze, mübadele yıllarında balkanlardan geldiklerinde sol hükümet bize pek çok eziyet etti hayatta onlara oy vermem , anamın babamın kemikleri sızlar derdi de her seçimde Demirel kazandığında lokma tatlısı dağıtırdı. Dul Hayriye Teyze , Ecevit hayranı idi, nedendir bilinmez belki de farklı bir hissiyattan Karaoğlan posterleri evinin bir çok odasında çerçeveli halde asılı dururdu. Kürt Hayriye teyzenin oğulları ülkü dernekleri yönetiminde idi ve bu ona ayrı bir hava katardı. 12 Eylül sabahı hatırladığım bir yaştaydım halen bugün gibi hafızamda; Kürt Hayriye teyzenin oğullarını almaya gelen askerler, çocukları evde bulamadılar niye mi? Dul Hayriye Teyzenin bahçesindeki kömürlükte saklandıkları için, kimse kimsenin yerini söylemediği için , bizim mahallede ihtilal zayiatı olmadı. Hiç kimse tutuklanmadı , kayıplar olmadı, yaslar tutulmadı, analar ağlamadı... DEMEK İSTERDİM... Ama maalesef işte bunlar olmasını istediklerim ama olmayanlardı. Gizlediğin sürece bütün günahlar mübahtır. Haftada bir sokakta ev kurşunlaması olurdu, solcuların evini sağcılar, ülkücülerin evlerini devrimciler. Teksas'ı aratmayan aksiyonlar. Kömürlüklerde saklanan silahlar, birbirlerini ihbar eden insanlar ne kötü zamanlardı. Kız alıp verirken dikkate alınan siyasi kimlikler, kimin ne okuduğuna , kimin kiminle samimi olduğuna kadar bakılan anlamsız davranışlar. Gözaltına alınıp kayıtları tutulmayan onlarca kayıp gençler, yıllar sonra kendisinden vazgeçip emanet bir hayata merhaba demeye korkarak ortaya çıkanlar, tahliye olanlar, erkekliğini, kadınlığını aklını yitiren yarım kalmış insanlar. Yıllar sonra polis olduğumda, ihtilali yaşamış ama verdiği zararın farkında olmayan yüzlerce meslektaşım oldu. Halen sağcı, solcu, ülkücü, devrimci türküsü söyleyen , solcuyu komünist dinsiz , sağcıyı faşist belleyen yüzlerce zavallı. Falanlar, filanlar.... İnsanların çiğliğini ,duyarsızlıkla kuşandığı rahatlığını, ben buyum, dediğim dedik , ben doğruyum işine gelirse safsatalarını hiç kabullenemedim. Bir insanı nasıl öldürürseniz katil olursunuz. Sadece bedenine kastederek değil tabii . İnsanın duyguları canlıdır. Bir insanın masumiyetini yok ederseniz, insanlara olan güvenini yitirmesine neden olursanız ,sevgiye, aşka olan inancını, eminlik duygusunu yok ederseniz insanı insan yapan,diğer kişilerle ilişkilerini sağlıklı olarak yürütmesine neden olan duygu ve davranışları da yok ederseniz, o insanın katilisiniz demektir.
Kitaptan da bahsedeyim azıcık; farklı mahallelerde farklı yaşam kalitesinde ama aynı görüşe sahip iki ayrı ailenin çocukları , Ali ve Ayşe. Çocuk masumiyetiyle dönemi o kadar anlamlı anlatırken yer yer de tebessüm etmenize sebep oluyor. Ankara , meclis, yaşananlar yasaklar, ilişkiler tüm okuduklarınız dönemi Ayşe ve Ali ile birlikte adım adım yaşamanıza vesile olacaktır. Son söz olarak;
Birbirimizin kalbindeki dertleri, acıları, coşkuları , beynindeki düşünceleri fikirleri bilemeyiz. İnsan insana her dem biraz da olsa muğlaktır aslında. Ancak hissetmeye çalışır, anlamayı denersek ve saygı duyarsak , mantıklı, anlaşılır, değerli ,yararlı davranışlarda bulunarak insan olmanın tadına varabiliriz. Keyifli okumalar.
504 syf.
·4 günde·9/10
Devir, bize geçmişten 12 Eylül’e nasıl gelindiğini anlatırken, bazı gerçekleri ince ve derinden işliyor. Ruhumuzda o noktadan bugüne nasıl gelindiğini de algılamaya başlıyoruz.

Bu romanda Ece Temelkuran, anlattığı olaylardan çok onları anlatış şekliyle fark yaratmış; kitapta ülkemizin kabuk tutmayan, hiç kapanmayan yarası, edebiyatçılarımızı üzerine çok yazılıp çizdiği çok önemli, ciddi ve üzüntülü bir süreci ilk defa çocuk dili, gözü, aklı ve yüreğinden aktarmış. Her şeyi farklı kılan ve belki de daha sarsıcı yapan temel unsur da bu zaten, çocuklar anlattığı için hem acı hem tatlı olmuş…

Devir’de, 12 Eylül dönemini farklı sınıflardan gelen iki küçük çocuğun; Ayşe ile Ali’nin gözünden okuyoruz. Hikaye 1980 Mayıs’ının son günlerinde Ankara’da başlıyor, darbenin ilan edilişinden birkaç gün sonra da bitiyor.

Ali ve Ayşe...

Ayşe apartman dairesinde yaşayan hali vakti yerinde bir ailenin kızı, annesi 71 Muhtırası zamanı hapse girmiş ve işkence görmüş eski bir solcu. O zamanlar birlikte olduğu devrimci sevgilisini terk edip,sonrasında çevreden uzaklaşıp ve başka biriyle evlenmiş ve meclis arşivinde devlet memuru olmuş. Ayşe’nin babası solcu devrimcilerden yana olmasına rağmen aktif olarak olaylara katılmayan bir adamdır.

Ali gecekondu mahallesinden bir çocuk, çevresi anne ve babası da dahil olmak üzere solcu abiler ve ablalar ile dolu.
Ali’nin annesi Ayşeler'in evine temizliğe gitmeye başlayınca bu iki çocuğun yolları kesişiyor. Birbirlerinin dünyasını tanıyıp, yakınlaştıkça, birbirlerine benzemeye başlıyorlar. Sırlar paylaşıyorlar, koruyor, kolluyorlar birbirlerini. Ali “Hayat Ansiklopedisi”ni okuyabildiği için çok şey biliyor ve Ayşe ona çok güveniyor. Ali de onu çok cesur ve akıllı buluyor. Ayşe karakolda ve çevresinde, sokakta olup bitenleri, çatışmaları oyun zannederken, yaşadığı çevredeki hareketlenmeleri, gözlemleri sayesinde vaktinden önce büyümüş olan Ali, Ayşe’ye gerçekleri anlatıyor. Bu aralarındaki bağların kuvvetlenmesine ve karşılıklı güvenin artmasına sebep oluyor.

Bir kitabı okumaya başlamadan önce genellikle kapağını açarım, kaç bölümden oluşur, kaç sayfadır incelerim ve bölüm isimlerine bakarım. Devir 'i de şöyle bir karıştırdım ve Ailemizi Tanıyalım, Mahallemizi Tanıyalım, Ahlak Bilgisi, Yurttaşlık Bilgisi gibi başlıkları gördüm. Kısacası, daha kitaba elim değer değmez okul çağlarıma ve ders kitaplarıma geri dönmüş gibi hissettim... Sanırım bu da mesajın bir parçasıydı.

Sonra okumaya başladım merakla ve sayfa sayfa o kadar farklı duygular yaşadım, o kadar çok düşüncelere daldım ki.
Gülsem mi ağlasam mı bilemedim… Ara sıra güldüm…Ağladım…En çok da düşündüm.

Olaylar film şeridi gibi gözlerimizin önünden geçerken bu sefer arka fonda çoğu zaman olduğu gibi İstanbul değil, memleketin kalbi, yani başkent Ankara vardı, bir de Kuğulu Park ve oradaki kuğular vardı… kuğuların uçmasını engellemek için kırılan kanatlar vardı, hatta darbe dönemlerinde insanların direniş veya devrim gibi eylemleri bir daha denememeleri için kollarının kanatlarının kırılacak şekilde uygulamalar yapılması, bir daha öyle bir hayat istememelerinin sağlanması arasında bir benzerlik, bir gönderme vardı. İki küçük çocuk arasında kurulan çok sıcak, çok içten bir bağ vardı.

O dönemi, bugünü, travmalarımızı, cinselliği, devrimi, Kuğulu Park’ın en sessiz sakinleri olan kuğuların trajedisini, Bülent Ersoy’un bizim toplum için neyi simgelediğini ve başka şeyleri kaleme almıştı yazar… Hepsi de romanın önemli birer parçasıydı.

“Devir”, bir nevi 1980’lerin gündelik hayat ansiklopedisi gibi. Daha doğrusu bir ansiklopedinin romanlaşmış, kurgulanmış, ete kemiğe bürünmüş hali gibi. O döneme dair aklınıza gelebilecek her ayrıntı var kitapta. “Dallas” mesela… Emin olun, bugün televizyonlarda gösterilen hiçbir dizi “Dallas” kadar konuşulmuyor, tartışılmıyor ve hiçbir kötü adamdan JR kadar nefret edilmiyor.
Sonra şu meşhur “Hafta Sonu” gazetesi var. Kimin kiminle beraber olduğunun, sahneye hangi kıyafetle çıkıp kimin desteğiyle yükseldiğinin, hangi sözlerin alkışlanıp hangi sözlerin yuhalandığının çetelesini tutan, böylelikle de gazino ilanlarındaki hiyerarşiyi belirleyen gazete...

Ve en önemlisi de kokular… Anneanne kokusu, dantel örtü kokusu, soba kokusu, rakı kokusu, sokak aralarındaki çatışmaların ardından insanın burnunun direğini sızlatan duman kokusu…

Yitip giden kelimeler… Televizyonda, radyoda işitmediklerimiz. Okul kitaplarına asla girmeyenler. Belki sadece büyüklerin evlerde fısıldayarak telaffuz edebildiği unutturmak istedikleri, yasaklı kelimeler… Hepsi, hepsi var. Kısacası kitapta biz varız.. küçüğü ile, büyüğü ile, sevincimiz ile, üzüntümüzle...

Okuması o kadar akıcı ve kolay değil, durup düşünüyorsunuz çünkü.

Ama başladım, bitireyim ki mesajını anlayayım dediğim bir kitaptı. Sonunda iyi ki de okumuşum dediğim bir kitap oldu.
Keyifli okumalar…


https://t24.com.tr/...r-roman-buece,290009
http://evdeyazar.blogspot.com/...itab-deviri-cok.html
https://www.bencetatil.com/...n-roman-yorum-devir/
http://begenmeyenokumasin.com/...-temelkuran-sohbeti/
480 syf.
·Beğendi·10/10
Hayat serüvenimde beni derinliklere sürükleyen ve cümle sonlarına dokundukça kendi hayatımdaki ekseriyetlere ulaştığım , nerde, ne zaman,kiminle olmak istediğimi sorgulatan muazzam bir eser...Ruhaniyetlerimizin farklı kişiliklere sahip olması , bazen kişliklerimizin umumi bir noktada kesiştiğini yansıtan, her kadının yüreğinde sakladıklarını , duygusal hüzünlerini ,kalbi matemini, gönül hazinesini çok güzel anlatan bir kitap.
Kitabı bitirip kendinizle baş başa kaldığınızda sizin iç aleminize dokunarak onları gün yüzüne çıkarmanıza yardımcı olabilecek imkânlar sağlıyor ...Büyüleyici sözcükleriyle gönüllere taht kurmuş ,okuyucuya sunulmuş muhteşem eserlerden biri...Bende bir kadın olarak hem cinslerimin okumasını tavsiye ediyorum.

Alıntılar;

“Kadınlar tanrıçalarını asla terk etmezler. Sadece gizlenmeleri için onlara yeri kostümler dikerler”

“Biri bana sarılırsa ayakta duramam, çünkü kalbim ablukada kalır o vakit. Düşmana teslim olmak daha kolay, onurun kırılır en fazla, ama beni seven birine teslim olursam… esir düşerim”

“Başka kadınların çaresizliklerine öfkelenen kadınlar muhakkak kendi çaresizliklerine öfkeleniyordur.”

“Fatima, Dido, el Kahina, Sibel, Meryem… adına ne dersen. Kadın kılık değiştirir sadece. Tahmin edersin ki erkek dünyasında hayatta kalmak için kıvrak olmak gerekiyor”

“Çünkü bir erkek bir kadının nefesi kadardır”

Bir kadının kalbini fena kırmış bir adam...

O adamı öldürmek için çölü geçmeyi göze almış dört kadın... Düğümlere Üfleyen Kadınlar bu yolculuğun romanı. Ne kadar sevilse de tamir olmayan o yaralı coğrafyada, Ortadoğu'da geçiyor. Saraylar devrilip, meydanlar dolarken sorular kalıyor geriye. Her yola en az bir soruyla çıkılır çünkü: Bir kadın ya da bir ülke nasıl sevilir sahiden?

"Amira, bize kadınları nasıl seveceğimizi anlatan bir kitap lazım. Yoksa hep böyle şapşal ve kavruk kalacağız. Bize kadınların nefesini genişletecek, o nefesin rüzgârına yelken açmamızı öğretecek bir kitap lazım. Yoksa biz ne kadar sevilsek tamir olmayız." 
(Tanıtım Bülteninden)
108 syf.
·Beğendi·10/10
Ece Temelkuranı ilk okuyuşum..ama baştan söyleyeyim son olmayacak..
İtiraf etmeliyim ki ilk etapta kitabın adı dikkatimi çekti..sonra da 1k daki bazı alıntılar.. kapak da çok orjinaldi aslında..bendeki kitapta (can yayınları) birsürü tel toka ve bir kedi var :) neden kedi diye sormayın kitabın içinde bulacaksınız nedenini .. ama tahmin ettiğiniz gibi kapak tasarımını bir erkek yapmış..
Okumaya başlayınca ilk etapta biraz Ece Temelkuran hakkında ufak bir araştırma yaptım. .çok ilginç biri öncelikle. .bu kitabı da 23 yaşında baskı yapmış.. o daha da ilginç çünkü anlattığı yaşlarda yıl 1996 yani 80 ler ve 90 larda yaşadıkları..hatta çocukluğu da sayarsak 70 li de diyebiliriz... yaşadığı ortam ve yazdığı yıllara bakarsak zaten takdire şayan bir gözlemci olduğu su götürmez bir gerçek. .bu kitabı şu yaşlarında yazsaydı eminim çok daha keyifli olurdu ve daha neler neler okurduk kimbilir. .
Kitaba gelirsek. .Okumaya ilk başladığımda hani bir tekerleme var ya " dam üstünde saksağan, gel bize bazı bazı, ben annemi çok severim, yaşasın 23 nisan" tarzında ne diyor bu yahu diyip gerçekten kafası karışıkmış dedirdi bana.. ama ilerleyen sayfalarda kendi de yazarken açılmış olsa gerek ki tebessüm ederek çoğu yerde gülerek okumaya devam ettim.. çocukluğundan başlayarak anlattığı "İNTİHAR SEBEBİ KADINLAR" a örnekleri eminim siz de hayatınızın bir köşesinde gördünüz ya da onlardan birisiniz :) hangisi olursanız olun okuyun çok iyi gelecek sevgili kadınlar :) sonraki odacıklar kısmında da çok güzel yerler vardı..büyük büyük harflerle yazılan yerlere dikkat! ! işte püf noktalar onlar..babası, sevgilisi Fidel onun hayatındaki erkekler o yaşlarında. . Gıyaplarında tüm erkeklere çakılan selamlar da müthişti :)
Nitekim okuyun efendim iyi gelecek :)
504 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Merhabalar.🤗 Devir, tam da adı gibi en sancılı devrin romanı. Unutulmayacak olanlar kalır... Ya hatırlamayacaklarımız? Hatırlamayacaklarımız sunuluyor bize romanda ama bir farkla; çocuk gözüyle.
*
Devir romanları, araştırma yazıları, hikayeleri, dizileri, filmleri... Çok şey var hafızamda ama hiçbiri çocuk gözüyle ve masumiyetiyle değildi. Ali'yle Ayşe'nin birbirinden farklı hayatlarının nasıl iç içe geçip bir bütün olduğunu okuyorsunuz. Onlarla birlikte üzülüyor, şaşırıyor, heyrcanlanıyor ve büyüyorsunuz, kalbiniz büyüyor çünkü kocaman oluyor.
*
Ankara'nın tam ortasında bir park bulunur. O parktaki küçük havuzda kuğular yüzer. Onlara "dilsiz kuğu" denir. Hiçbir yere gitmez ve hiç ses çıkarmazlar. Dilsiz kuğuların söylediklerini aktarıyor bize Ece Temelkuran... Tavsiyemdir okuyun, önyargınız varsa kırın.
109 syf.
Kitabın arka kapağındaki yazıyı okuduktan sonra anladım ki serim düğüm ve çözüm zincirlemesi olan bir düzyazı beklememeliyim. Öyle de oldu.  "Kadının bütünlüklü bir öyküsü olamayacağını düşünüyorum çünkü bütünü, bizlerde bir bütün olarak yola çıkanlar, parçalara böldüler ... " diyor Ece Temelkuran. Kitabın adını unutmayın.  Bizim kafamız karışık, duygularımız, ruhlarımız karışık. Bölük pörçük. Temelkuran, bunun içimize işlemesini istiyor o yüzden uzun uzun yazılmış, mutlak bir olay örgüsü oluşturmuyor. Hatta başlarda yazdığı kesik öykülerin altına parantez açıp iç sesini de konuşturmuş, düzgün yaz bunları, olay örgüsü oluştur, insanlar anlamayacaklar diye... Ama o son parantezde niyetini belli etmiş. Anlattıklarının kolayca anlaşılıp sindirilip unutulmasını istemediğini, insanın boğazında düğümlenmesini, akılda yarım kalmasını istemiş. Çünküsü de var tabii.

Çünkü biz ölüyoruz.

Aslında her kadının çok doğal bir şey olarak yaşadığı ve göze bile çarpmayan şeylerin dramatikliğini fark etmek beni etkiledi. Mutfağa gittiklerindeki ettikleri sohbetle salona döndükleri sohbetin farklılığı bile bu kadar derin miydi? Derindi. Sıradan veya önemli, herhangi bir günde bir kadının neler yaşadığına, aklından neler geçtiğine şahit olacaksınız. Bol bol imge kullanıldığından belki kitabın içine girmekte biraz zorlanırsınız ama ilerledikçe yüzünüzde acı bir gülümsemenin oluşacağına eminim.

BİZ ÖLÜNCE - SİZ SUSUYORSUNUZ YA, BİZ ONDAN ÖLÜYORUZ IŞTE - ÖLÜNCE BİZ, KARŞISINDA DURUP SUSACAĞINIZ KİMSE OLMAYACAK. SİLAHLARINIZLA YALNIZ BAŞINIZA KALACAKSINIZ.

HOŞÇA KALIN.
496 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10
"Zararın neresinden dönülse kardir." Diye bir atasözü vardır. Çok doğru ve yerinde bir söz. Elin adamı daha ilkokuldan başlar kitap okumaya, ben ise üniversiteden mezun olduğum zaman başladım okumaya. ( önceden de okurdum elbette ama 2-3 ayda bir kitap ).
Sene 2013 Mayıs ayı van kitap fuarı. Üniversite son sınıftayim. Okuma aşkımın filizlendigi zamanlar. Aynı zamanda bu ülkenin tarihinde büyük bir yer tutacak olan gezi direnişinin başladığı zamanlar.
Ev arkadaşlarıma yaptığım davetler sonuçsuz kalınca tek başıma fuara katıldım. Gelen yazarlar arasında Ece Temelkuran'i görünce büyük bir mutluluk yaşadım.
Gazeteci yazar aktivist bir kimliği olan bu değerli kadınla bir saniye bile olsa tanışmak istedim. Hemen aldım bir kitabını. 'Ne anlatayım ben sana' kitabını aldım. Daha önce hiçbir yazardan imza almamıştim. Ama ne olursa olsun Ece abladan o imzayı alacağım dedim ve gectim sıraya. Bedava baklava verseler sanırım sıra ancak o kadar uzun olurdu. Bekle bekle bir türlü gelmiyor sıra. Ece ablanın eli imzada kulağı haberlerde aklı gezi olaylarında. En ufak ayrıntıyı kaçırmamaya çalışıyor. Sanırım gazeteci ve devrimci gazeteci olmak böyle bir şeymiş.
Güneşin altında yaklaşık iki saat süren imza sıram nihayet geldi. Ece ablanın elini tutunca yaşadığım mutluluk bambaşkaydi. Şöyle bir söz söyledi: ne kadar çok okuyorsunuz siz.
Oysa ben daha yeni yeni başlamıştım okumaya. Tabi Ece ablaya böyle demedim. Sanırım imza atmak yormustu. Şu ana kadar imza aldığım tek yazar. İmza almak istediğim yazarlar elbette var. Her ne kadar çoğu için artık mümkün olmasa da.

Aradan geçen bu 4 sene ( nerdeyse 5 olacak ) zarfında ne yazık ki Ece ablayi okumadım. Şimdi bu kitabı okuyunca kendime kızdım. İncelemenin başında da dediğim gibi zararın neresinden dönsek kardır diye. En kısa zamanda tüm kitaplarını alıp okuyacağım.

Ve gelelim kitaba; empati denen bir kavram vardır. Çok güzel ve anlamlı bir kavram. Ama ne yazık ki bazı şeylerin empatisi olamaz. Bazı şeyleri düşünerek kendini onun yerine koymaya çalışarak tam olarak anlayamazsin. İşkence görmüş bir insanın empatisini yapamazsın. Şiddet görmüş bir çocuğa empati yapamazsın. Tecavüze uğramış bir kadına empati yapamazsın. En fazla yaptığın onları anlamaya çalışmak. O da ne kadar olursa artık.

Devir bir devrin kitabı. 12 eylül faşist darbesine giderken bu ülkenin özellikle Ankaranın içinde bulunduğu durumu iki çocuk Ali ve Ayşenin dilinden anlatılıyor.

Gazeteci kimliğinin de verdiği ayrıcalık ile Ece abla dönemi çok güzel bir şekilde anlatıyor. Ve çocukların dilinden anlatması o kadar güzel ki sanki Ali ve Ayşe karşında konuşuyor.
O dönemi az da olsa bilmek isteyenlerin mutlaka okumasını tavsiye ediyorum.
Herkese keyifli okumalar...
512 syf.
·Beğendi·10/10
Tunuslu dansçı Amira, Mısırlı akademisyen Maryam ve Türk gazeteci yazarımızın yolları Tunus'ta bir otelde kesişir. Renkli kişiliği ile Madam Lillai'nin da aralarına katılması ile Tunus, Libya, Mısır ve Lübnan'ı kapsayan gizemli yolculukları tam bir maceraya dönüşür. Arka planında Arap Baharı diye lanse edilen ama ne yazık ki, coğrafyayı parçalayıp kaosa sürükleyen olaylarında yer aldığı çok güzel bir kitap.
512 syf.
·Puan vermedi
Aşk hanımlar, yoklukla oynanan bir oyundur.

Bundan 3 yıl önce yurt bahçesinde kulakları çınlasın Havva diye bir arkadaşım vardı. Kendisi tam bir edebiyat aşığı idi. Sohbet sohbeti açarken seni okuduğum kitaptaki bir kahramana benzetiyorum. Kime benzediğini söylemeyeceğim oku ve kendin bulursun dedi. Aradan 1 yıl geçti. Getirttim kitabı okumaya başladım. Beni çok etkilemişti.

4 kadın hepsinin hikayesi birbirinden farklı, amaçları da lakin kimileri icin alakasiz bir amac icin birleştiler orta doğu sahraların da. Aşktan vurgun yiyenlerin seçtikleri bir idam sehpasında cellat olmak değilmiş meğersem hayalleri olan.
160 syf.
·2 günde·Beğendi·7/10
Ece Temelkuran kalemi ile tanışmayı düşünmemiştim nedense, varlığını yok saydığımdan-önyargılarım olduğundan da değil üstelik.
Başlangıç olarak da denemelerini seçtim ki yaşadığımız dünyaya dair neler düşünüyor ilk ağızdan bileyim. Karakterlerin penceresinden bakmaktansa..
Nasıl bir tanışmaydı peki?
Duymak istediklerimi mi söylüyordu? Bana yeni kapılar açıp buyur mu ediyordu.. Hayır.
Ama bana yabancı olan bir kadının, Ece’nin içindekileri okumak iyi geldi.
Samimiydi ama samimiyeti de bilinçliydi. Çünkü derlenip, toplanmış, ne söylediğinin gayet farkında olunarak yazılmış yazılar bunlar.
Önünü de arkasını da düşünmüş, eri de geçi de umut edilmiş.
.
İçi boş-boşaltılmış cümlelerden değildi onun cümleleri. Ağırlığının altında ezilen cümlelerden de. Yollarının kesiştiği yerleri sevdim mesela. Dünyanın bir ucunda ağlayanları kendine dert edinmesini sevdiğim gibi.
Hayal peşinde mi koşuyor? Bu neyi değiştirir? Birilerinin hayallerinden mutsuzluk çıkarmayı bu kadar çok mu arzuluyoruz? Birilerinin ‘nasılsın’ sorumuza ‘iyilik güzellik’ demesinden bu kadar mı çekiniyoruz?
.
Ben, bu kitabı yazar ile tanışmaya aracı kılmayı öneriyorum. Kimi sevmez bunun farkındayım.
Ama birini dinlemenin ön koşulu olur mu ki?

Yazarın biyografisi

Adı:
Ece Temelkuran
Unvan:
Türk Gazeteci, Yazar
Doğum:
İzmir, Türkiye, 22 Temmuz 1973
1991 yılında Bornova Anadolu Lisesi'ni, 1995 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. 1993 yılında Cumhuriyet Gazetesi'nde gazeteciliğe başladı. İlk yazıları Patika dergisi'nde yayınlandı.

Kadın hareketi, siyasi tutuklu ve hükümlüler, Güneydoğu sorunu üzerine çalıştı, röportajlar yaptı. Almanya'da kadın hareketi üzerine bir araştırma yaptı. Ardından avukatlık ruhsatnamesini aldı ancak bu mesleği henüz icra etmedi. Yurtiçinde ve dışında çeşitli dergilerde yazılar yazdı, CNN Türk'te muhabirlik yaptı. Dünya Sosyal Forum sürecini izlemek için 2003'te Brezilya'ya, 2004'te Hindistan'a gitti. Venezüella'daki sosyalist devrimini ve Arjantin'de ekonomik krizden sonra oluşan halk hareketini inceledi. Bu harekete ilişkin yazıları "Buenos Aires'te Son Tango" adı altında yazı dizisi olarak Milliyet'te yayınlandı. Milliyet gazetesinde "Kıyıdan" adlı köşesinde yazdı. Habertürk Gazetesi'nde 8 Şubat 2010 gününden itibaren yazmaya başlayan Temelkuran'ın yazı günleri Pazartesi, Çarşamba ve Cumartesi oldu. Ancak 4 Ocak 2012 tarihinde Temelkuran'ın işine son verildi.

Her yıl Dünya Sosyal Forumu'nu yerinde izlemeye devam ediyor.

Ece Temelkuran, Aslı Erdoğan, Ümit Kıvanç, Bejan Matur, Beliz Güçbilmez, Murat Uyurkulak ve Şamil Yılmaz ile birlikte Son Bir Kez oyununun yedi yazarından biridir.

17 Ekim 2010 tarihinden itibaren Habertürk TV kanalında her pazar yayınlanmaya başlanan "Kıyıdan" adlı bir programı hazırlayıp sundu.

Girişimci ve yazar Metin Solmaz ile 1996 yılında evlenip 1998 yılında boşanmıştır. Bir suikaste kurban giden Uğur Mumcu ile CHP İzmir Milletvekili, TBMM Başkan Yardımcısı Güldal Mumcuçiftinin oğlu Özgür Mumcu ile 2007 yılında evlenip 2009 yılında boşanmıştır. (Özgür Mumcu, Sorbonne Üniversitesi’nde hukuk doktorası yapmış ve şu anda Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesinde asistanlık yapmaktadır.) Ece Temelkuran, film yönetmeni İnan Temelkuran'ın ablasıdır.

Yazar istatistikleri

  • 1.061 okur beğendi.
  • 5.624 okur okudu.
  • 175 okur okuyor.
  • 2.380 okur okuyacak.
  • 216 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları