Hani okuduğumuz kitaplarda , yazarın, kahramanların ve hatta başka okurların hayatları vardır ya, o hayatları hissetmeyi seviyorum. Onların yerinde olduğumu hayal ediyorum. Bir çok kitapta böyle olsa da bu kitap için hayal etmeye gerek yok.
Devir dönemini çocukluğum ve mesleki hayatım yılları içerisinde farklı zamanlarda yaşanmış olsam da duygularım, bakış açım aynen çocukluğumdaki kadar temiz kaldı.
Aynı mahallede oturduğu ya da aynı iş yerinde çalıştığı halde birbirlerine günaydın veya merhaba demekten selam vermekten aciz olanlara rağmen, burnu düşse yerden almayacak kibirlilere bencillere saygısızlara rağmen, kişisel menfaatleri için her şeyi mübah sayanlara rağmen. Hepsine rağmen her şeye rağmen , Ufacık bir mahallede kocaman yürekli insanlardı komşularımız.
Sokağımızda, bir kaç tane Hayriye Teyze vardı. Kürt Hayriye, Göçmen Hayriye, İncesulu Hayriye ve Dul Hayriye .. Mahallenin demirbaşları sayılır bir dedikleri iki edilmezdi. Göçmen Hayriye Teyze, mübadele yıllarında balkanlardan geldiklerinde sol hükümet bize pek çok eziyet etti hayatta onlara oy vermem , anamın babamın kemikleri sızlar derdi de her seçimde Demirel kazandığında lokma tatlısı dağıtırdı. Dul Hayriye Teyze , Ecevit hayranı idi, nedendir bilinmez belki de farklı bir hissiyattan Karaoğlan posterleri evinin bir çok odasında çerçeveli halde asılı dururdu. Kürt Hayriye teyzenin oğulları ülkü dernekleri yönetiminde idi ve bu ona ayrı bir hava katardı. 12 Eylül sabahı hatırladığım bir yaştaydım halen bugün gibi hafızamda; Kürt Hayriye teyzenin oğullarını almaya gelen askerler, çocukları evde bulamadılar niye mi? Dul Hayriye Teyzenin bahçesindeki kömürlükte saklandıkları için, kimse kimsenin yerini söylemediği için , bizim mahallede ihtilal zayiatı olmadı. Hiç kimse tutuklanmadı ,