MEKTUPLARA SIĞDIRILAN HAYATLAR!!!
“Afganistan Mektupları” diye bir kitap okudum üstadım, ağabeyim (ona artık ağabey diye hitap ediyorum kendi müsaadesiyle ) Zeki Bulduk’a ait. Kendisini bir tv programıyla tanıdım ve bunun güzel bir tesadüf olarak değerlendirdim. Afganistan’da görev aldığı süre zarfınca orada tanık olduklarını mektuplaştırarak bizlere ulaştırmış ve iyi ki de ulaştırmış…
Elime aldığım andan itibaren onu bitirinceye kadar okuduğum her mektuptan sonra Zeki ağabeye mesaj atmak istiyordum, ki birkaç tane de attım kendimi tutamayarak, her mektup farklı bir hüznün tadını getirip gönül damağıma bıraktı. Mutluluğun tadı kısa sürer ancak hüznün tadı bir ömür geçmez!…
Yazdığı mektuplarda geçen hayatlara sahip, buna hayat denirse tabi, olanların isimlerini burada söylemeyeyim ama sizler onlara etrafınızda tanıdığınız ve bildiğiniz kız veya erkek çocukların isimleriyle seslenebilirsiniz. Belki de bu sizlerin, onların yaşadıklarını anlamanızı kolaylaştırmasını sağlar.
İmkansızlıklar demeyeceğim çünkü imkan kelimesinin bile unutulduğu bir coğrafyada yaşayan bu yetim ve öksüz çocuklar için yaptıklarını, yapmaya çalıştıklarını ve yapamak isteyip de yapamadıklarını dile getirirken içinde taşıdığı umutsuzluğu, çaresizliği, yıkılmışlığı, mahcubiyeti benim de yüreğime yerleştirdi. Yıllar geçmesine rağmen hâlâ onlar için atıyor yüreğinin bir köşesi!…
Bazı coğrafyaların verdiği sınavlar daha ağır oluyor. Cevaplarını bilseler de sorular kendi lisanlarınca sorulmuyor. Her gelen kendi lisanınca sömürüp gidiyor, onlar ise yokluklarının içerisinde var olmanın mücadelesini veriyor daima. Bizler ise varlığın delisi olmuş, kendimize mutsuzluklar türetiyoruz!…
Kitapta geçen şöyle güzel bir iki cümleyi paylaşmak isterim,
“İçinde bin öznesi sadece bir fiili olan cümle gibiyim…