Mehmet Zülfü Yarcel

Mehmet Zülfü Yarcel
@Yarcel
“Vuslat” “Pencere” “Beyaz Şapkalı Kadın” kitaplarının yazarı…
BİR ADIN KALACAK SENDEN GERİYE!.. Bir adın kalacak senden geriye, o da sen mezara konulmadan önce uçup gidecek vakitsizce. Nasıl geldiysen bu dünyaya öyle de döneceksin rabbinin karşısına. Önce imam silecek adını duaların ardınca sonra yasını tutanlar “rahmet”li kelimesini kullanacak adının yerine. Unutulacak elbet, kimin hatırlandı ki bugüne kadar? Elbette zikredilecek adın, iyi veya kötü anlamlar barındıran cümlelerin içinde. Çoğu geçmiş zamanla sarmalanmış yüklemlerle dolu cümlelerde… Bu dünyada nefes aldığın süre zarfınca yaptıkların, senden sonra isminin ömrünü tayin edecek aslında. O isimle evlatların eşin, dostun, arkadaşların, seni tanıyan herkes seninle gurur duyacak ya da kısa cümlelerle geçiştirecek senli bahisleri. İşte bu yüzden!… Bir duruşun olmalı ömrün boyunca. Haksızlığa karşı haklının yanında dimdik durarak, zulme karşı sessiz kalmayarak, yetimin ve öksüzün hakkını arayarak, düşene el uzatarak, mazlumun yüzünde küçük de olsa bir tebbessüm yeşerterek… Eğer bugün dünyada acıların yaşandığı coğrafyalardan yüz çevirirsen, zor durumdaki insanlara el uzatmazsan, orada zulüm görenlerin feryatlarına kulak tıkarsan, onların kısık da olsa çıkan sesleri olmayacaksan aynanın karşısına geçip kendine bir bak! Bu hayata sadece nefsanî duygularını öldürmek için mi geldin, bir yaraya merhem olmaya mı? İnsan insanın kurdu diyerek seni aldatmışlar yıllarca ve insanı insandan şüphe eder hale getirdiler. Unutma, insan insanın anca yurdu olur bu dünyada!.. Sen, yalnızca yaşamak için atan bir kalbe sahip değilsin. Senin kalbinin her çırpınışından biri bir mazlum için atmalı. Vicdanının sesi en fazla kulak verdiğin ses olmalı. Onu susturmaya çalışırsan inan sağır edebilir seni. O sese aşina olup kulak verdiğinde dünya mutlaka güzelleşecektir. Yaşamanın kıymetini bilir,
Filistin
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Yaşları, yaşadıklarına denk gelmez savaş çocuklarının!…
Filistin
BENDE MEVSİM HAZAN!!! Her mevsimin kendine has bir güzelliği vardır onu diğer mevsimlerden ayıran. Sahip oldukları özelliklerden dolayı onlara farklı anlamlar yüklenmiştir. Sıcağı seven yazın gelmesini bekler biran önce, soğuğu severen kışın düşen kar tanesini bekler. Serinliği seven baharı iple çekerken pastel renkleri seven sonbarın sararan yapraklarını parmaklarında hissetmeyi ister. Ancak saymaya çalıştıklarımdan ziyade bir mevsimin, bir günün, kısa bir anın, bir şarkının sözlerinin, zamanın küçük bir kareye sığdırıldığı bir fotoğrafın, bir çiçeğin kokusunun vb. şeylerin herkes için farklı bir anlam taşıyabileceğini unutmayalım!.. Benim için de öyle!.. Mevsimlerden bahardı, aylardan mayıs ve günlerden perşembe… Yağmur sonrası güneş yüzünü gösterirken gri bulutların ardından, güller tomurcuklarını patlatmıştı yavaştan ve kırlara, sokaklara bülbüllerin tarifsiz sesinin naifliği dökülüyordu inceden inceye. Derken öğle vakti acı bir sela yankılandı baharı yavaş yavaş karşılayan sokaklara. Henüz tomurcuklanan dallarına ansızın dolu vuran bir badem ağacı misali yandı dallarımda açan çiçeklerim. Talan oluverdi bahçelerim, güllerim yaprak dökerken ellerimde dikenlerin sancısı kaldı… Mayıs ayında bu dünyadan ilk nasibi olan nefesi içine çekmişken yine bir mayıs günü son nefesini vererek terk eyledi bu yalan dünyayı BABAM!… O gün, baharın bütün güzellikleri solup gitmişti gözümde. Güller açmaktan ar etmiş, bülbüller sessizliğe gömülmüştü. Masmavi göğümü kara bulutlar kaplamıştı baştan başa. Hiçbir çiçeğin kokusunu alamaz olmuştum toprak kokusundan gayrı. Aldığım her nefes yüreğime batar olmuştu bir hançer misali. Her insan gibi dönerken yaradana ellerimle koydum seni o toprağın altına. Dışarıdan bakan herkes, metanetimi görüyordu oysaki gözyaşlarım içime akıyordu
Edebiyat
KARŞILIKSIZ SEVGİNİN ADIDIR ANNE!.. Annelik öyle bir duygudur ki bu dünyanın nimetlerinden vazgeçtiği için ayaklarının altına cennet serilmiştir. Onlar, erkek evlatlarının ilk aşkı; kız çocuklarının ilk sırdaşıdır!.. “Anne” deyince birbirinden farklı duygular insanın yüreğine doğru akar. Anneliğin tarifi ne kadar imkansızsa onun adı geçince yüreğimizin teline dokunan duyguları ifade etmek de o kadar zordur. Bazen sıkışır ya hani yüreğimiz, nefes almakta zorlanırız nedense, dökemeyiz ya içimizdekileri kimselere, bir şeyler gelip düğümler ya boğazımızı ve o anın verdiği çaresizlikle kirpiklerimiz nemlenir, sözcükler silinir ya zihnimizde!.. İşte o anda başımızı göğe kaldırırız ve rabbimin dünyadaki merhametinin en güzel yansıması olan annemizin ismin anmaya gerek kalmadan aklımızdan dahi geçirince varlığını öylece huzura erdirir yüreğimizi. Tüm dertlerimizin panzehiri gibidir. Derin bir nefes aldırır sıkışan yüreğimize. Her zerremize işler ve yavaş yavaş gevşemeye başlarız. Onun varlığı bile güç verir insana. Başımızı dizine koyunca dünyaya dair bütün dertler uçup gider. Bir kuşun atan o minik yüreği kadar hafifleriz. O dizlerde duyduğumuz masalların sıcaklığına sığınıp yine çocuklaşırız. Nasıl ki evlatlar bir annenin gözünde her zaman çocuk kalıyorsa bir evlat da kaç yaşında olursa olsun annesini görünce yüreğinin bir köşesinde gizlediği hiç büyümeyen çocuk yanını ortaya çıkarır. Onlarda “ben” diye şey olmamıştır hiçbir zaman. Hesapsızca kendilerinden vazgeçip evlatlarında var olurlar. Çocuklarının yüzünde yeşeren bir gülümseme gelip onların yanağında apayrı bir tebessüme dönüşür. Çocukların kirpiğinden düşüp de yanağından süzülen bir damla gözyaşını daha yere düşmeden silerler. Çok da büyük hediyeler beklemezler hiçbir vakit. Zaten karşılıksızdır onların
Anneler Günü
Söylesene ey aşık! Sevdiğin için bir gülü İncittin mi bir papatyanın gönlünü?
1000Kitap