Mehmet Zülfü Yarcel

Mehmet Zülfü Yarcel
@Yarcel
“Vuslat” “Pencere” “Beyaz Şapkalı Kadın” kitaplarının yazarı…
UNUTMAK İÇİN DUA EDEN KADIN!!! Suriye’nin Esed’in elinden alınmasının ve 60 yıllık rejimin yıkılmasının ardından mutluluğun tatlı ve dile hoş gelen anlamını ifade edenler oldu, özellikle de oradan göç etmek zorunda kalanların kendi topraklarına dönmeye başlaması, vatanın ne demek olduğunu anlatıyor bizlere. Onlar bizim misafirimiz olmaya başladılarından şimdiye kadar bazı çatlak sesler çıktı ve çıkmaya da devam etti. Çoğunun dilinde, “Neden kaçıyorsunuz? Kalıp vatanınız için savaşın!” tarzında cümleler dolaşıp duruyordu oradaki şartların nasıl olduğunu bilmeden. Sokakta karşılaştıklarına hakarete varacak kadar cümleler sarf edenler de oldu. Ölümleri dahi etnik yapılarına göre değerlendirmeye başlayanlar vardı ve sayıları az değildi. Hatta başka bir yazımda da bahsettiğim, Suriye’den gelen bir liseli çocuğun söylediği cümleyi unutmuyorum. Sokak röportajında kendini vatansever sanıp aslında vatan sevgisinden zerre payını alamamış insanların, “Sen kimsin?” diyerek başladıkları cümlelerine sabırla cevap veren genç, sonunda artık dayanamayıp insanlıktan nasibini almayanlara, “Ben insanım, insan!” demişti. Gelelim günümüze. Geçen gün denk geldiğim ve Suriye’de işkence yerleri olarak kullanılan hapisanelerin birinden kurtarılan bir kadının anlattıklarına. İnanın onların bir tanesini dahi burada anlatsam yüreğiniz kaldırmaz. Onun anlattıklarından sonra kişinin inancı veya ideolojisi ne olursa olsun böylesi zalimlikleri yapacak kadar düşmemesi gerektiğini ancak insanın zalimleşince ve eline fırsat geçince de ne kadar zalimleşip alçalabileceğini anlamış oldum bir kere daha. Çünkü vicdanı ve merhameti olan bir insan böylesi şeyleri bırakın insana, bir canlıya dahi yapmaz! Ancak o kadının şu cümlesini söylemem eminim oradakilerin yaşadıklarının ağırlığını ifade edecektir. “Her
Filistin
Reklam
“Sevmek, bir güne sığdırılamaz; sevda, zamanın da ötesinde.”
Duygu ve Düşünce
“Geceyi ancak hayallerinle aydınlatabilirsin.”
Edebiyat
ŞİKAYET ETME, DÜZELTMEYE ÇALIŞ!!! Başka toplumlarda var mıdır bilmem ama bizim toplumumuzda son dönemlerde özellikle, sürekli karamsar bir hava var insanlığın gittiği yol konusunda. Bunu da dönüp dolaştırıp ekonomik sebeplere bağlıyoruz. Onun muhakkakki etkisi vardır ama en temel sebebi değildir. Birçok sebebini sayabiliriz yaşanılanlar hakkında burada ancak asıl sebebini ben, maneviyatımızın zayıflamasına bağlıyorum. Ruh sağlıklı değilse bedenin sağlıklı olması tek başına yetmiyor. Yani ne kadar çok kazanç elde edersek o kadar mutlu olacağımızı düşünüyoruz. Halbuki insanın sürekli yanında taşıdığı “nefis” doymak nedir bilmez. Ne verirsek verelim daha fazlasını ister ve bu da bir süre sonra tatminsizliğe, bunun sonucunda da karamsarlığa, ümitsizliğe sürükler bizleri. Artık hiçbir şey bizi mutlu etmez olur. Asıl açlığımızın maneviyatta olduğunu fark edemeyiz. Bunu idrâkine vardığımızda nefsimizin sesi kısık çıkmaya başlar ve yüreğimizin sesi yankılanmaya başlar içimizde. Onun dilinden dökülen cümleler başkalarının da yüreğindeki derde deva olur. Güzellik bulaşıcıdır… Lafı fazla uzatmadan bir olayı anlatayım! Haberlerde olmasa da sosyal medyada muhakkak karşılaştığınız bir olay var son günlerde. Ankara’da meydana gelen bir trafik kazasında sekiz yaşındaki çocuğu ambulansa götürdüler, ona ilk müdahaleyi yapan 112 Acil Tıp Teknisyeni olan Ayşe Göçer, çocuğun ayaklarının çıplak olduğunu ve üşüdüğünü görünce kendi çoraplarını çıkarıp çocuğun minicik ayaklarına giydiriyor, hem de hiç düşünmeden. Bakıldığında basit gibi görünen ama aslında son derece yüce ve büyük bir hareket bence. Neden bunu yaptığını sorduklarındaysa, “Oğlum gibi gördüm, ayakları üşümesin diye yaptım. Yine olsa yine yaparım.” diye o anki duygularını ifade etti. Bu yüceliğin altında annelik gibi tarifi
Duygu ve Düşünce
“Kar düşünce toprağa, gök bürünürmüş sessizliğe.”
1000Kitap
Reklam