Fakat aşının hastalıkları ve ölümleri engellemeyemediğini bildiğimiz gibi, kadınların da şehvet duygusuna esir hayvanlar olmadıklarını, onların sadakatinin barbarca âdetlerle değil de güven ve sevgiyle kazanılacağını bilmeliyiz.
Dört bin yıla aşkın süredir Afrika kültürlerinde kadınlar sünnet edilmekteydi. Çoğu kişi, uygulamanın Müslüman ülkelerin neredeyse büyük kısmında geçerli oluşundan, bunun Kur’ân’ın emri olduğuna inanıyor. Ancak bu doğru değil; ne Kur’an ne de İncil’de Tanrı’yı memnun etmek için kadınları kesmekten bahsedilmez. Uygulama sadece kadınların seksüel armağanlarının sahibi olduğundan emin olmak isteyen cahil ve bencil erkeklerce teşvik edilip desteklenmekte. Erkekler kadınlarının sünnet edilmesini istemekte, anneler kızlarının kocasız kalması korkusuyla buna göz yummaktalar. Sünnet olmamış bir kadın; kirli, tecavüze uğramış ve evlenilmez kabul edilmekte. Benim içinde büyüdüğüm gibi göçer bir kültürde evlenmeyen kadınlara yer yoktur, dolayısıyla anneler kızlarının en iyi fırsata sahip olacağından emin olmanın en büyük görevleri olduğunu düşünürler, tıpkı Batılı bir ailenin kızını en iyi okula göndermeyi bir görev kabul etmesi gibi. Her yıl milyonlarca kızın sakat bırakılmasında cehalet ve hurafelerden başkaca bir sebep yoktur. Dahası, sonrasında nesilden nesile artarak yaşanan acı, ıstırap ve ölüm bunu durdurmak için yeterli bir nedendir.