Sen, bizim karanlıklarımızda; dertlerimiz olduğunda, yatağında yatıyor olsan bile kalkar, o aydınlatıcı sözlerinle bizi ışığa çıkarırdın.
Seneler seni ne kadar zorladı… Sana zindanlarda ne işkenceler ettiler… Ama sen yine de özünden hiç değişmedin. Hangi şart altında olursan ol, bizi iffetinle, namusunla, temizliğinle yetiştirdin. Adeta Meryem (A.S.) gibi.
Her şeyden önce sen bizim annemizdin. Seninle şakalaştığımız, tartıştığımız, zor zamanlardan geçtiğimiz çok oldu. Ama ben seni hep hurma ağacı gibi bildim. Çünkü mümin, hurma ağacına benzetilir. Sürekli fayda veren, sağlam, temiz ve bereket timsali olan bir ağaç… Sen de işte öyle bir anneydin.
Senin öyle bir sesin vardı ki, ben ömrü hayatımda ne bir erkekte ne de bir kadında böylesine güzel bir Kur’an sesi duydum. Bir şey söylesen, insanın içine işlerdi. Bir nağme yükselse sesinden, sanki en ince ahengi bulurdu. Ben sana hiçbir zaman sesinin ne kadar güzel olduğunu tam söyleyemedim.
Çocukluğumda bana anlattığın peygamber hayatları, insanlığın iftihar tablosu ve onun kutlu yıldızları… Sen anlatırdın, ben dinlerdim. Sanki çocukluğumun ballı sütü hiç eksilmeyecek sanırdım. Onları ne kadar çok severdim.
Sen gösterişten uzaktın. Sade giyinir, sade konuşur, olgun davranırdın. Bize karşı öyle bir tavrın vardı ki, ne küçük hatalarımızda öfkeye kapılırdın ne de büyük kusurlarımızda bizi uyarmaktan geri dururdun. Sadeliğini seviyordum.
Senin ne tatlı bir yorgunluğun vardı… Hayata karşı ne büyük bir direncin… Bir gün köy işi yapar, gübre atar; başka bir gün evi temizler; bir başka zaman da bana gönül ferahlığı verirdin. Senin yorgunluğunu bile severdim.
Tesettürüne çok dikkat ederdin. O sevimli eşarplarını taktığında ne kadar güzel, ne kadar tatlı olurdun. Namazlarını sessizce kılar, kıpırdamadan Kur’an okurdun. O