чαsmínnk

Sezin, Turan'ın yanaklarını öptü. "Düştüysem zemin, kalktıysam merdiven oldun ya bana. Elimden tutup aile olmayı vaat ettin ya. Canıma can oldun ya canım." Turan, "Hep olurum canın," deyince Sezin, Turan'ı yatağa doğru çekti. Turan kendini bıraktı. "Gözünün değdiği her yerde olurum. Her şeyin olurum." "Her şeyim oldun, Kazazede," diyen Sezin, Turan'ın yatmasını bekledi. İstediği gibi yatınca başını göğsüne yasladı. Sımsıkı sarıldı eşi olacak adama. Ne yan yanalardı ne de uzakta... Kalp kalbelerdi.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
"Evlensene benimle," dedi Turan birden. Sezin'in yüzünde gülümseme doğdu. Birden söylenince tutamadı heyecanını. "Efendim?" "Eşim olsana. Birdik, çift olduk, şimdi de eş olalım. El ele olalım. Evimizde neşe olsun. Sen ol." Sezin heyecandan bayılacak gibi durdu ve hemen sonra, "Ama olmaz," diyerek elini kaldırdı. Bu sefer parmağında yüzüğü takılıydı. "Ben nişanlı biriyim." Turan gözlerini kıstı, oyuna devam etti. "Nişanlını boş ver. Bana var. Kaçalım buralardan." Sezin kıkırdadı. "Çok büyük bir adam ama benim nişanlım. Bulur, serçeparmağıyla ezer seni. Sen öyle cesur biri misin?" "Evlenecek misin benimle?" diye sordu Turan yine. Sezin'in istediğini yapıyordu. Ne demişti kız? Bana evlenme teklifi et bir daha demişti. "Cenneti bir daha ver de bu adam nefes alsın seninle." "Evlenirim," dedi içi giderek. "İki kere evlenirim, üç kere evlenirim, bin kere evlenirim seninle."
"Sen yok musun sen?" dedi keyifli bir sesle. "Ben var ya ben!" diye bağırdı Sezin de gülerek.
Kubat yerdeki halı saha yeleklerini getirirken, "Normalde ilk golü yiyen giyer ama herkes birbirini görsün diye getirdim yelekleri," dedi ve elinde kaldırdı. "Turuncu mu yeşil mi?" diye sordu. Turan bana bakarken, "Turuncu," dedi yeşili bana bırakarak. Yeşili kaptığım sırada ona göz kırpmayı ihmal etmedim. Dudaklarında minik bir gülümseme varken turuncu yelekleri kendi takımına dağıttı. (En sevdiğimiz renk yeşil diye yeşili bize bıraktı. Anlamadık sanki, Seziş.)
Annemin sözleri kulağımda çınladı. "Seninle gelemediğim için özür dilerim. Mutlu ol. Neredeysen, ne haldeysen bakma ardına. Duydun mu, Sez'im? Ben iyiyim. Onlar da iyiler. Düşünme sakın. Sen mutlu oluşuna bak, elinden tuttuğun insana bak." Baktım o insana. Beni anlayana, bana can olana. Bana yeşil olan gözleriyle dikkatle bakıyor, anlamaya çalışıyordu. Çok güzeldi. Karadeniz'in yağmura gebe toprağı, neşeli havası, insanı yaşatan orman kokusu gibi güzel. Sobanın üstündeki ekmek kokusu gibi, dedemin bana Seziş diye seslenmesi gibi, çocukluğumun elma şekeri gibi güzel. Abim ve annemle kek yapmaya çalışırken üstümüzü başımızı un yaptığımız, kahkahalar attığımız günlerde radyoda çalan o Karadeniz şarkısı gibi güzel. Oruç tutamayacak kadar küçükken fırından aldığım pideden ağzıma attığım parçanın bana verdiği mutluluk gibi güzel. Askerliğe başladığımda söylediğim marşlar, tuttuğum silahlar, yaşadığım başarılar kadar güzel. "Anne, "demek istedim. "Baksana, mutluyken yaşadığım her şeyi bana geri hatırlatıyor. O değil mi anne mutlu oluşum? Ona bakıyor ve geçmişte beni yere düşüreni değil, yerde güldürenleri hatırlıyorum. Anne o benim elimden tutmuyor, yemin ederim sadece elimi tutmuyor. Çok derinde kalmış o kız çocuğuna el uzatıyor. Babamın kırdığı kaburgamı kaynatıyor, yanağımdaki tokadın izini okşuyor ve yüzümdeki yaşları siliyor. Anne, o çok güzel. "