Vaktiyle Viyana’da bir akşam seninle bu konuyu şöyle bir üstünkörü konuşurken öyle bir duyguya kapılmıştım ki, sanki çok iyi tanıdığımız, yokluğunu çok hissettiğimiz ve o yüzden en güzel adlarla çağırdığımız birini arıyorduk ama cevap gelmiyordu; nasıl cevap verebilirdi ki, orada değildi, ufukta bile görünmüyordu.
İlk önce, başkalarının her şeyi pek güzel fark ettiklerine inanmaya başladım, aynı şekilde düşüncelerini yeterince açık bir biçimde dile de getiriyorlardı; sadece, benim bugüne kadar bunu görecek kadar keskin gözlerim olmamıştı, onları da hızla edindim.