Bazı kitapların mevsimleri vardır. Mesela Rus bir yazarın kitabını okuyacaksanız “ kışın” okuyun. En iyi o zaman kitaptan alacağınız verimi alır ne okuduğunu anlar sonra Dostoyevski’ye “yuh bir insana bu kadar isim mi verilir” demezsiniz
Bu kitabı da bahar aylarında okuyun. İster Nisan- Mayıs, ister Eylül- Ekim. Tam o havaların kitabı.
Yazarın kalemiyle ilk kez bu kitapla tanıştım. @cemilekurtas Ve iyi ki de tanışmışım.
Bu yıl Mayıs ayının son haftasını “ Milli Aile Haftası” olarak kutlayacağımız için kitabı bugün paylaşmak bana ayrı bir heyecan verdi.
Toplumun temel yapı taşını oluşturan “ aile” dediğimiz kavram kitapta vücut buluyor. Çocukluğumuzdaki bize sunulan hayat ve onunla başa çıkma becerimiz yada beceriksizliğimiz , anne - baba olduğumuzda tekrar gün yüzüne çıkarak bizlere bu kitapta ayna görevi görüyor.
Geçenlerde bir söze denk gelmiştim;
- Çocukken duyduğun “ sen yapamazsın” cümlesini susturmak için 30 yıldır herşeyi mükemmel yapamaya çalışıyorsundur ama hala o küçük çocuğu ikna edemedin.
diye işte kitapta bu tarz ebeveynlerin farkında olmadan açtığı yaralara travmalara şahit oluyorsunuz.
Öyle tek sefer de okuyup bitireceğiniz bir kitap değil. Dinlene dinlene okuyacağınız, arada kitabı yarıda bırakıp tavan seydereceğiniz, biraz içsel yolculuk, biraz melankolik, biraz psikolojinizi zorluyacak ama günün sonunda iyi ki okumuşum diyeceğiniz bir kitap.
Arşivinizde yer almasını dilerim. Aşağıya kitaptan sevdiğim sözlerden bir kaçını bırakıyorum.
Yoksulluğun çizgisinde duranların acısı, dile gelince hafiflemezdi.
Çünkü çoğu kimse parası olanın kusurlarını görmüyor, aksine karşılarında el pençe divan duruyordu.
İnsan, kendi içindeki tanığı kaybettiğinde her şey suç ortağı olurdu.