Bu hafta Sayın Agit Özdek’in kitabında bulunan Yalnızlar Bahçesi adlı yazını inceledim ve bu yazının bana hissettirdikleri hakkında bir inceleme yazmak istedim. Yazarımızı bu güzel yazı için yürekten kutluyorum. Saygılarımla...
Hikayenin girişi didaktik bir havada başlıyor ve oldukça net olarak bize vermek istediği mesajı iletiyor. Bakmak ve görmek arasındaki farkın izahı gayet başarılı olarak aktarılmış. Burada anlatıcının kullandığı ’bıkmak, usanmak’ gibi olumsuzluk içeren kelimeler yazının puslu bir havada ilerleyeceğinin ipuçlarını veriyor.
Anlatıcının eve gitme isteksizliğinin altında yatan neden hakkında ufakta olsa bir vurgu yapılsa; bu sayede okur karakterle daha kolay bağ kurabilir. Bir sarhoşun anlık verdiği bir karar mı yoksa mutsuz bir kocanın evden uzaklaşma isteksizliğimi. Bu tarz bir vurgunun sonrasında sarhoş karakterimizin alkol aldığı mekandan çıktıktan sonra karanlık blr sokağın köşesinee yaşadığı mide bulantısı ve sonrasını anlatan bir kısım eklenmesi girişi daha da güçlendirebilirdi.
‘Odanın penceresinden sızan ışıkların’ diye başlayan cümlenin bende yarattığı his bahçenin küçük olduğudur. Ya da görülebilen kısmının küçük olduğu. Burada açıklık olmaması bahçede duran ve oldukça büyük olarak tarif edilen ağacın bu bahçedeki varlığını sorgulamamıza neden oluyor.
Işığın gösterebildiği kadar olan mesafe çokta uzak olmasa gerek. Otele bu yakınlıkta bir ağacın anlatılmakta olan yıldızlarla bezeli gökyüzünün görülmesine engel olacağından yola çıkarak; anlatıcının blr hayal dünyasının içinde olduğunun ipuçlarını bu noktada anlamaya başlıyoruz. Bu oldukça buhran dolu ruh halinin sebebini merak ediyoruz. Ama buna dair beklentilerimiz maalesef karşılanmıyor.
İçinde bulunulan geçmişle hesaplaşma durumu bu bölümde akıcılık sağlıyor. Karakterimiz bir