Matematikte yaşanan büyük değişimlerin öncesinde özellikle buhran zamanlarında (öklit geometrisinin dışında başka geometrilerin keşfi, irrasyonel sayıların benimsenmesi, çözümsüz paradokslar vb.) sezgisel olarak ortaya atılan görüşlerin belki yüzyıllar sonra ispatlanabilmesi, 'matematikte kesinlik' arayışlarının serüvenini okumak keyif verici idi.
Temelde matematiğin insan icadı mı yoksa evrende zaten yer alan nesnelerin (sayı, nokta, doğru vb.) keşfi mi olduğu görüşleri arasında gidip gelmek oldukça ufuk açıcı.
Sıfır sayısı ne gözlemle bulduğumuz ne de Einstein'ın dediği gibi düşüncenin özgürce yarattığı bir nesnedir. Sıfır, içinde yer aldığı sayı dizgesinin iç zorunluluğu altında uyum arayan insan zekâsının bir ürünüdür.