Cemal Yıldırım

Cemal Yıldırım

YazarÇevirmen
8.2/10
43 Kişi
·
106
Okunma
·
11
Beğeni
·
1.103
Gösterim
Adı:
Cemal Yıldırım
Tam adı:
Prof. Dr. Cemal Yıldırım
Unvan:
Türk Mantık ve Felsefe Profesörü
Doğum:
Kulp, Diyarbakır, Türkiye, 1925
Ölüm:
2009
Cemal Yıldırım (d. 1925, ö. Mart 2009), Türk mantık ve felsefe profesörü. 80'li yıllardan beri Türkiye'de bilimsel felsefe akımının vebilim felsefesinin önde gelen isimlerindendir.1928 yılında Diyarbakır’ın Kulp ilçesinde dünyaya geldi. Ünlü din bilginlerinden müfessir, fâkih ve müftü Celal Yıldırım'ın kardeşidir.

Eğitimi

Yanında çıraklık yaptığı ustasından hem okumayı hem de aritmetiği öğrendi.Fırsat buldukça yakındaki okula gidip pencereden dersleri dinledi.

Eğitim hayatına köy enstitüsünde başladı. ABD'de Indiana Üniversitesi'nde eğitim felsefesi ve bilim felsefesi alanlarında doktora yaptı.

Ölümü

Profesör Cemal Yıldırım, 84 yaşında vefat etti. Cenazesi 23 Mart 2009 Pazartesi günü Altınoluk'ta toprağa verildi.

Eserleri

15 telifli kitabı, iki çevirisi, birçok araştırma yazısı ve bilimsel makalesi vardır. Önemli eserleri arasında “Evrim Kuramı ve Bağnazlık”, “Bilimsel Düşünme Yöntemleri”, “Mantık”, “Bilim Tarihi” ve “Bilim Felsefesi” sayılabilir.Hans Reichenbach'ın Bilimsel Felsefenin Doğuşu (The Rise of Scientific Philosophy) adlı önemli eserini Türkçeye çevirdi.
“Dünyaya nasıl göründüğümü bilmiyorum; ama ben kendimi, henüz keşfedilmemiş gerçeklerle dolu bir okyanusun kıyısında oynayan, düzgün bir çakıltaşı ya da güzel bir denizkabuğu bulduğunda sevinen bir çocuk gibi görüyorum.”
Cemal Yıldırım
Sayfa 119 - Bilim ve Gelecek Kitaplığı, 5. Baskı
“Hiç kuşkum yok ki, bilim ve barış cehalet ve savaşı yok edecektir. Ulusların yıkmak, yok etmek için değil, yaşamı yüceltmek için birleşeceğine, geleceğimizi bu yolda, uğraş verenlere borçlu olacağımıza inanıyorum.”
Cemal Yıldırım
Sayfa 151 - Bilim ve Gelecek Kitaplığı, 5. Baskı
Büyük bilim adamı Newton ölümünden kısa bir süre önce kendinden şöyle söz etmişti: "Dünyaya nasıl göründüğümü bilmiyorum; ama ben kendimi, henüz keşfedilmemiş gerçeklerle dolu bir okyanusun kıyısında oynayan, düzgün bir çakıl taşı ya da güzel bir deniz kabuğu bulduğunda sevinen bir çocuk gibi görüyorum."
Cemal Yıldırım
Sayfa 122 - Tübitak Yayınları, 2005, 23.Basım
Dünyaya nasıl göründüğümü bilmiyorum; ama ben kendimi, henüz keşfedilmemiş gerçeklerle dolu bir okyanusun kıyısında oynayan, düzgün bir çakıl taşı ya da güzel bir deniz kabuğu bulduğunda sevinen bir çocuk gibi görüyorum.
Bilimsel düşünme belli bir kafa disiplini gerektirir. Bu disiplini kazanmış bir kimse her şeyden önce gerçeğe dönüktür; olaylara saygılıdır. Yargılarında tutarlı ve ihtiyatlı olmasını bilir; olgulara dayanmayan uluorta genellemelerden kaçınır; akla ya da ortak-duyuya ne kadar yakın görünürse görünsün hiçbir konuda önyargılara, dogmatik inançlara saplanmaz. Bilimsel düşünme yeteneğini kazanmış bir kimse için düşüncenin hareket noktası olduğu gibi, geçerlik ölçüsü de güvenilir gözlem verileridir. Gözlem verilerine ters düşen, ya da onları aşan, her türlü iddia, teori veya genelleme duygusal çekiciliği ne olursa olsun, şüphe konusu olmak zorundadır. Herhangi bir çıkarım ya da savın geçerliği, olgulara uygunluk gösterdiği kadardır.

Bilimsel düşünme belli bir dünya görüşüne dayanır. Bu görüş rasyoneldir; her türlü mistik ve doğaötesi görüşlerin karşısında yer alır. Doğada olup biten olayları, doğaüstü kuvvetlerin varlığını tasarlayarak değil, gene doğal olaylara başvurarak açıklamaya gider.
Büyük bilim adamı Louis Pasteur ölümünden önce yaşam felsefesini şöyle özetlemişti: "Hiç kuşkum yok ki, Bilim ve Barış cehalet ve savaşı yok edecektir. Ulusların yıkmak, yok etmek için değil, yaşamı yüceltmek için birleşeceğine, geleceğimizi bu yolda, uğraş verenlere borçlu olacağımıza inanıyorum."
Cemal Yıldırım
Sayfa 159 - Tübitak Yayınları, 2005, 23.Basım
Tüm ilgi alanlarında evrensel bir deha, yetkin bir örnek sergileyen Leonardo da Vinci, son günlerinde, zengin yaşam öyküsünü basit bir tümcede dile getirmişti: "Nasıl yaşamam gerektiğini anlamaya başladığımda, nasıl ölmekte olduğumu gördüm."
Cemal Yıldırım
Sayfa 71 - Tübitak Yayınları, 2005, 23. Basım
208 syf.
·4 günde·9/10
Yaşadığımız dünyayı doğru değerlendirmenin ve anlamanın en önemli koşulu kuşkusuz bilimi en doğru şekilde anlamaktır. Bilim çoğu kez, bir bilgi birikimi veya düzenli güvenilir bilgi olarak tanımlanır. Özünde bir arayıştır, gerçeği bulmaya ve yaşadığımız dünyayı, hatta evreni açıklamaya yönelik bir çabadır. Bunun yanında, dogmalar içeren bir öğreti olmayıp tutarlılık ölçütüne bağlı bir deneme-yanılma sürecidir. Bilimde en sağlam görünen kuram ya da yasaların bile hatalı olma olasılığı vardır. Yani bilim de pek tabii yanılabilir. Bilimin en sevdiğim özelliği de yanılma payına her zaman yer vermesidir.

Bilimin ne olduğunu ifade ettikten sonra, bilimin ne olmadığını da sıkça düşülen yanlışlardan biriyle örneklendirmek istiyorum. Teknoloji=Bilim demek doğru değildir. Zira teknoloji tek başına bilim demek olmayıp bilimin pratik bir uygulamasıdır.

Bilimin etkinlik alanı sınırsızdır. Aklınıza gelebilecek her şeyle ilgilenir. Doğada olup biten her şey, toplumsal yaşamın her cephesi, geçmişte ve şimdi oluşan tüm gelişmeler bilimin inceleme alanı içerisindedir.

Amaç, evreni anlamaktır. Fakat asla, kimilerinin düşündüğü gibi, Tanrı'yı bulmak veya ispatlamak amacında değildir. Zira bilim bir arayıştır. Merak duygusundan yola çıkarak evreni anlamlandırma çabasıdır. Dinin veya Tanrı'nın ise, aranılmaya veya bulunmaya ihtiyacı yoktur. Böyle bir düşünce en başta, insanların dini inancının zayıflığından ötürü ortaya çıkmıştır diye düşünüyorum. Zira bilimsel her araştırma bir problemden, bir açıklama ihtiyacından kaynaklanır. Oysaki, az önce ifade ettiğim gibi, Tanrı'nın bir açıklamaya ihtiyacı olmadığı gibi, bir "problem" de değildir.

Din-Bilim tartışmasını çok fazla uzatmadan, zamanında değerli dostum Oğuz Aktürk ile bir alıntı altında gerçekleştirdiğimiz seviyeli tartışmayı size sunmak isterim. Zira iki farklı görüşe de bu tartışma içerisinde rahatlıkla ulaşabilirsiniz:
#26238562. Buradaki tartışmanın ana kaynağı, din ve bilimin aynı elimizde tuttuğumuz kavramlar mı yoksa iki farklı elimizde tuttuğumuz kavramlar mı olduğu noktasında toplanmaktaydı. Yani birbirleriyle bağlantılılar mı, yoksa birbirlerinden bağımsızlar mı? Her iki düşünceyi de okuyup istediğiniz düşünceyi sahiplenmekte özgürsünüz.

Bilimin Öncüleri isimli bu kitap ise, ilk 50 sayfasında bilim denilen etkinliğin anlam ve yöntemine ilişkin görüşleri ortaya koyup çalışmalarıyla bilime yön veren öncü bilim insanlarının kişilik özellikleri ile bilim tarihindeki yerlerini önümüze sunmuş. Kitabın içerisindeki bilgilerin yeterli olduğu elbette söylenemez. Zira 200 sayfalık bir kitabın içerisinde kimlere yer verilmemiş ki? Arşimet, Öklid, Eratosthenes, Leonardo Da Vinci, Kopernik, Francis Bacon, Gelileo Galilei, Johannes Kepler, William Harvey, Robert Boyle, Christiaan Huygens, Isaac Newton, Antoine Laurent Lavoisier, John Dalton, Michael Faraday, Charles Darwin, Johann Gregor Mendel, Louis Pasteur, James Clerk Maxwell, İvan Pavlov, Marie Curie, Max Planck, Ernest Rutherford, Albert Einstein, Niels Bohr ve Werner Heisenberg...

Hepsinin kişilik özellikleri ile bilim tarihindeki yerlerini ayrıntılı olarak anlatacak bir kitap yazmak ne yazık ki pek mümkün değil zaten. Bu durumda kitaba yetersiz demek doğru olmayacaktır. Zira okur olarak bizler, bu kitabı okurken merak ettiğimiz bir bilim insanını daha doyurucu bilgiler elde etmek için başka kaynaklara başvurarak tanıyabiliriz. Kitabın güzel yönü de buradadır zaten.

Bilim insanlarını merak eden okurlar için, hiç de sıkıcı olmayan, akıcı bir kitap. Bence bilimin artık iyice arka planlara atıldığı günümüzde, bu tür kitaplara daha canı gönülden sarılıp kendimize kıssadan hisseler çıkarmamız gerekiyor. Son olarak Albert Einstein'ın bir sözü ile yazımı sonlandırayım:

"Uzun yaşamımda öğrendiğim bir şey var: gerçeklikle ölçüştürüldüğünde tüm bilimimiz ilkel ve çocukça kalmaktadır; ama gene de sahip olduğumuz en değerli şeydir, bilim!"
256 syf.
·13 günde·8/10
Bilimsel düşünme ve bilimin mantığının anlatıldığı bu kitap gerçekten çok güzel bilgiler içeriyor. Bilim hakkında bir tık daha fikir sahibi olmanızı sağlıyor. Eğer bilim sizin ilginizi çekiyorsa okumanızı tavsiye ederim.
208 syf.
·12 günde·10/10
Kitapla tanışmam babam sayesinde olmuştu, her zaman mutlaka kitapçıya uğradığında 3-5 tane alır ve öğrencilerine hediye ederdi, hatta arada fuarlara gittiğimizde yine bulursam alırım diye bakınırken bulurum kendisini. :)

Kitaplığımı düzenlerken denk geldim, eskiden okumuş olsam da birçoğunu hatırlamadığımı fark ettim. Bu sefer bir solukta okumak yerine günlere yaya yaya okudum, her ne kadar kuramlara dair bilgileri çok basite indirgeyip verse de fırsatım oldukça bilim insanlarının hayatlarını farklı kaynaklardan incelemeye çalıştım.

Kitabın giriş kısmında bilim nedir ne değildir, kısa bir tarihine bakış atarak kitaba alıştırması ardından bilimsel yöntemler üzerine bilgiler vermesi, hipotez gözlem ilişkisinden bahsedip kuramların yapı ve işlevlerine değinmesi benim gibi bu konularda az bilgiye sahip olan biri için oldukça faydalı oldu.

Bunların ardından gelen bölümde ise kitabın adını alan 26 bilim insanı hakkında fazla ayrıntıya girmeden ama oldukça doyurucu bilgiler yer almaktadır. Benim sevdiğim nokta; 5-10 sayfalık anlatımlarla hem ailesine hem eğitimine hem de yaptıklarına dair bilgileri fazla ayrıntılarla zihni yormadan aktarabilmesiydi. Kaynakça kısmındaki kitapları da fazladan bilgiye ulaşmak adına incelemek faydalı olabilir.

Makale tarzında akademik dille yazılmaması ve duygu ve düşüncelerin sohbet edercesine akıcı bir dille ifade edilmesi, anlaşılırlık açısından çok iyiydi. Anıların anlatıldığı satırları daha çok sevdim.
270 syf.
Bilim tarihi kitapları, ekseriyetle, bilimin tarihinden çok teknik buluşlara yer verirler. Bilim nedir, ne değildir, nasıl doğup gelişmiştir, ne tür değişimlere uğramıştır, günümüzde ne hale evrilmiştir gibi bilime dair sorulara cevaplar ararsınız ama daha çok hangi buluşların, kim tarafından, ne zaman tarih sahnesine çıkmış olduğunun bilgisini veren bir icatlar kronolojisiyle karşı karşıya kalırsınız. Buluşların, tekniğin tarihi dökümü tarih biliminin konusudur ama bilimin ne'liği ve buna bağlı olarak mahiyeti, sınırları, tutarlılığı vb hususları da dahil edersek bilimin teorik yönü bilim felsefesinin alanına girmektedir. Kitap bu bakımdan bir tarih kitabı olmaktan çok bir felsefe kitabıdır da denilebilir.

Bu kitap, bilimin tarihine odaklanmasıyla bu açıdan ayırt edilebilir tarza sahip eserlerden birisi. Artılarından biri de konuların dağıtılmadan, belirli bir sınırlılık gözetilerek ele alınmış olması. Kitap üslubu bakımından da titiz ve anlaşılır bir çalışma. Konuların anlatımında bilimin tarihi serüveninin (tasavvur, yöntem, evren tasavvuru, bilgi anlayışı vb) genel hatlarıyla verilmesine dikkat edilmesine artı olarak dil de sade ve akıcı tutulmuş.

Giriş mahiyetinde okunabilecek bir eser ama bununla birlikte sistematiği gereği konular detaylandırılmamış olduğundan, ilgilileri için elbette burada genel hatlarıyla işlenen konuların, isimlerin, dönemlerin, teorilerin çok daha detaylı bilgisine ihtiyaç duyulacaktır.
250 syf.
·Puan vermedi
Bu kitabı çeviri yapmak amacıyla aldım. ODTÜ'de görev yapmış olan bir hocanın kaleminde yazılımış ve önemli olarak görüyorum. Çünkü ülkemizde İngilizce kaynak olarak kendi hocalarımızı görmek bizim için gurur duyulması gerekn bir durumdur.
253 syf.
Baştan söyleyeyim kitabı okumak zor. Konusu ve içeriği itibariyle değil. Terminolojiyi bilen, konuyla ilgilenen zorlanmaz. Ancak dili bakımından okumak, anlamak sıkıntılı bir iş olacak. Yazar keşke biraz Türkçe çalışsaymış yazmaya kalkışmadan önce. Neredeyse cümle kurmayı bilmiyor. Pek çok yerde ne demek istediğini anlamak matematik problemi çözmek gibi.

Bunun dışında ilgilisinin çok faydalanacağı bir kitap. Matematik tarihi, büyük matematikçiler, matematiğin felsefesi, mantığı, kültürü, diğer bilimlerle ve hayatla ilişkisi üzerine yazarın kendi bilgisinden çok derleme bir çalışma.
256 syf.
·37 günde·Beğendi·9/10
Cemal Yıldırım, Bilim Felsefesi'nde bilimsel düşünme için gerekli olan mantık bilgisi ve bilimsel bilgi ile ortak duyu farkını öğretme amacı güderek anlatıyor. Kavramsal açıdan zengin ve nitelikli.
208 syf.
·1 günde·Beğendi·5/10
Antik Yunan´dan başlayıp yakın zamanlara kadar yaşamış, insanlık tarihine damga vurmuş yirmi altı bilim insanının hayatı derlenerek biz okurların istifadesine sunulmuş. Bu kitapta ismi geçmiş olsa da olmasa da tüm bilim insanlarının ortak özelliğinin işlerine yoğun bir tutku ile bağlanmış olmaları. Herkes bilim insanı olamayabilir ancak onların günlük hayatlarından ve çalışma azimlerinden öğreneceğimiz çok şeyler olmalı. Öncelikle gençler olmak üzere her yaştan insanın okumasında yarar olduğuna inanıyoruz.
270 syf.
·19 günde·Beğendi·8/10
Kitap bilimin binlerce yıllık serüvenini birbirine bağlantılı şekilde anlatmaktadır. Kitabın anlatım bağlantısı her ne kadar süreğen gibi gözükse de İslam Bilim Tarihi kısmında bariz bir kopukluk vardır. Basit cümleler ile geçiştirilmekte veya hafife alınmaktadır.
Ama yinede bilimin serüvenini anlatan güzel bir kitap.

Yazarın biyografisi

Adı:
Cemal Yıldırım
Tam adı:
Prof. Dr. Cemal Yıldırım
Unvan:
Türk Mantık ve Felsefe Profesörü
Doğum:
Kulp, Diyarbakır, Türkiye, 1925
Ölüm:
2009
Cemal Yıldırım (d. 1925, ö. Mart 2009), Türk mantık ve felsefe profesörü. 80'li yıllardan beri Türkiye'de bilimsel felsefe akımının vebilim felsefesinin önde gelen isimlerindendir.1928 yılında Diyarbakır’ın Kulp ilçesinde dünyaya geldi. Ünlü din bilginlerinden müfessir, fâkih ve müftü Celal Yıldırım'ın kardeşidir.

Eğitimi

Yanında çıraklık yaptığı ustasından hem okumayı hem de aritmetiği öğrendi.Fırsat buldukça yakındaki okula gidip pencereden dersleri dinledi.

Eğitim hayatına köy enstitüsünde başladı. ABD'de Indiana Üniversitesi'nde eğitim felsefesi ve bilim felsefesi alanlarında doktora yaptı.

Ölümü

Profesör Cemal Yıldırım, 84 yaşında vefat etti. Cenazesi 23 Mart 2009 Pazartesi günü Altınoluk'ta toprağa verildi.

Eserleri

15 telifli kitabı, iki çevirisi, birçok araştırma yazısı ve bilimsel makalesi vardır. Önemli eserleri arasında “Evrim Kuramı ve Bağnazlık”, “Bilimsel Düşünme Yöntemleri”, “Mantık”, “Bilim Tarihi” ve “Bilim Felsefesi” sayılabilir.Hans Reichenbach'ın Bilimsel Felsefenin Doğuşu (The Rise of Scientific Philosophy) adlı önemli eserini Türkçeye çevirdi.

Yazar istatistikleri

  • 11 okur beğendi.
  • 106 okur okudu.
  • 6 okur okuyor.
  • 101 okur okuyacak.
  • 6 okur yarım bıraktı.