Şayet kişi, minareyi ideolojik bir sembolden ibaretmiş gibi telakki ediyorsa, elbette rahatsız etmez. Böyleleri minarenin uzunluğunu ve kalınlığını bir gövde gösterisi, bir meydan okuma gibi algılar; gözleri minare ile kubbe arasında veya cami ile çevresi arasında nisbet ve hatta münasebet aramaz.
Dindarlık ve asalet, özü itibariyle, luxten hoşlanmaz. Yemede, içmede, giyim kuşamda teşhir ve gösterişi bir zayıflık olarak addeder; doymamış, tatmin olmamış nefislerin zayıflığı ve zavallılığı olarak.
Dindar halkımız konut mimarisinde hiçbir milli değeri, manevi ihtiyacı gözetmediği, hatta geleneksel formlara saygı bile duymadığı halde, acaba neden, iş mabed mimarisine gelince herhangi bir değişikliğe rıza göstermiyor da mesela camilerin çatısında muhakkak bir kubbenin olmasını istiyor?
Dindarlığın politik tezahürü, tıpkı ekonomik tezahürü gibi. Önemli olan ile değerli olan arasında seçim yapmak durumunda kaldığında önemli olanı seçiyor, değerli olanı değil.