Son zamanlarda tek solukta okuduğum kitaplardan biriydi.
"Anadolu insanı samimiyettir, karşılık beklemeden aşını ekmeğini bölüşüp paylaşmaktır... Hepimizi bağrına basmış merhamettir. Vicdanın sesinin en yüksek duyulduğu yerdir. Acıların, sancıların, yoklukların yüreğinde demlenip sessiz çığlıkların en derinde izler bıraktığı topraklardır." diyerek bizi karşılıyor yazarımız.
Kitap, Derman Ana'nın hayat hikayesini ele alıyor. Çocukluğundan başlayarak yaşam yolculuğuna veda ettiği âna kadar bir anadolu kadınının yolculuğuna şahit oluyoruz. Anadolu kadınının yaşadığı zorlukları, günlük yaşamda neler yaptıklarını izliyor ve perde arkasında bilmediklerimizi öğreniyoruz. Eski insanın nasıl birbirlerine bağlı olduklarını görüyor, şimdiyi sorguluyoruz. Duvarın bir köşesine asılı gaz lambasının ısısını da hissediyorsunuz, yayıkta yapılan yağın sesini de duyuyorsunuz.
Yazarın betimlemeleri gerçekten güçlü. Kitabı okurken her sayfasında olayların geçtiği köyün ferdiydim sanki. Bende ahaliyle birlikte yaşıyor gibiydim. Keşke 150 değil de 300 sayfa olsa, biraz daha bu hikayede misafir olsam istedim. Aynı zamanda yazar, kitabın sonuna -sanırsam- kendi çektiği anadolu kadınlarını gösteren fotoğraflarına da yer vermiş. Kitap bittiğinde gerçekten üzüldüm. Derman Ana ile biraz daha yaşamak istedim.
Yazarından editörüne, yayınevinden emeği geçen herkesin emeklerine sağlık.