"Korkuyu bilince hepsine bir şey oldu. Sert bir sesten sıçramak, tehlikeden kaçmak gibi anlık değil, iştah kaçması gibi geniş bir şey, nereye göçse oraya taşınan. Ölüm nedenleri onları gelip bulmadan bir bir kendilerini öldürüyorlardı. Ağaç altlarında, su kıyılarında uzanmış cansız kuş bedenleri ve etraflarında yemlenmeyi sürdüren öteki kuşlar. Kimi yaşamaktan kimi uçmaktan geri durmuş canlı cansız ölüler.
Hala kuşken uçmak gerek ama korkudan kanatlanan da kuş mu?"
"Herkes göç etmişti, kaçabilen tüm canlılar kaçmış. Geriye alıştırılmış hayvanlar ve kuşlar kalmıştı kanatları yapışık. Sahipli atlar, inekler, koyunlar, kapatıldıkları bahçelerde yutuluyorlardı. Sayılmış, aşılanmışlardı, can havli kalplerinden çekilmişti. Katran zehir kanlarını uyutarak her birini yularsızca yere bağlamıştı, hiç kıpırdamıyorlardı. Ne sabahı ne geceyi göreceklerinden gözleri de yumuluydu. Korkudan kalpleri çarpacağına, çekilen dürtüleriyle korkuları sönmüştü. Sanki karıştıkları pus, isten çok güz sabahlarının kendiliğindendi. Nasıl kaçılır bilmiyorlardı, hiç kaçmadıklarından değil kendilerini hep bağlı sandıklarından."
"Dişbudak dalından düştüğüm o yerde seni yüzülmüş derimin altında buluncaya kadar çıplaklığımın farkında değildim. Yalnızca görüneni değil kendimle kalışımı kaybetmiştim. Nasıl bir şeydir bilir misin? Ağzını kocaman açıp nefes almak istersin, hava yetmez, ciğerlerin bomboştur ve o boşlukta bir sıkışıklık duyarsın, yürek sıkışması dersin, canın içlere çekilir, elinle üstüne basıp yoklayamazsın. Bunu ilk duyduğunda çocuksan o darlık daha da büyür, içine sığsan sığılmaz dışına çıksan çıkılmaz."
“İçeride de olabilirdim dışarıda da ama hep arada. Ne sürülere karışabilirdim ne de sofradakilere. Ellerimi bıraktım ve uykuda nasıl düşülürse öyle düştüm, çarpmadım, çakılmadım. Karnımdan çok şeyler çekilerek, ayaklarım yerden kesilmişken, ölülerini götürenlerin peşinden gittim. Sana bir türlü seslenemeyişim bundan. Sen içimde bulduğum cansın Şuri, ölüm müsün, dirim misin ne belli.
Söylesene, dünyadan çıkıp hayatta kalmanın bir yolu var mı? Can almadan yer bulmanın?”