(Spoiler içerir :) )
Bu kitap ilk başlarda çok yordu beni. Sanırım noktasız olması sebebiyle epey bir odaklanmakta problem yaşadım. Özellikle diyaloglarda tekrar başa dönmek zorunda kaldım bir kaç kez. Alışkanlıklarımız ve ufacık bile olsa değişmeleri bizi hep huzursuz ya da rahatsız ediyor. Ben bu kitaptaki atapte olma durumumun gecikmesini buna bağladım. Ama çok uzun sürmedi :)) hemen alıştım. Bir süre sonra öyle aktı ki dedim sanırım beynim bu biçimi kabullendi.
ölümsüzlük, hep üzerine yazılmış çizilmiş, filmlere konu olmuştur. Ancak hiç bu şekilde bir değerlendirmeyle karşılaşmamıştım. Toplumsal anlamda getirdikleri ve bunu yazarın ifade ediş biçimi ve çıkarımları gerçekten hiç bakmadığım, aklımın ucundan geçmeyen sonuçlardı. Hastaneler, bakımevleri, aile içi durumlar vs. çok yaratıcı bir o kadar da herhangi bir şey aslında.
En çok dikkatimi çeken kısımları da kısaca buraya almak isterim:
“diriliş olmadan kilise olmaz”
Ölüm olmadan cennet cehennem olmaz cennet cehennem olmadan müslümanlık olmaz… Eminim ki böyle dile gelirdi müslüman ülkelerin otoritelerinden de… Bu kısımla çok bağlı olan bir de şu cümle var tabi önemli bulduğum: “İnsanların tüm hayatlarını boyunlarında ölüm korkusuyla yaşamaları için varız biz, bunun ötesinde, ölüm anı geldiğinde, o anı bir kurtuluş olarak algılamalarına da çalışırız”
Gerçekten çok etkileyici tespitler ve çok vurucu oluşturulmuş ince diyaloglar bunlar…
Bir diğer dikkat çekici kısım da belki bu cümlenin bir yerlerden tanıdık ve itici gelmesi sebebiyle işaretlemişimdir (!) “Bizi kıskanıyorlar, deniyordu, çarşıda, pazarda ve evlerde, aynı sözler radyolarda, televizyonlarda yankılanıyor, gazetelere de yansıyordu, BİZİM VATANIMIZDA ÖLÜNMEMESİNİ KISKANIYORLAR, bu yüzden kendileri de ölmemek için topraklarımızı işgal ve ilhak etmek