"Bir gün seni bulacağım Asale," dedi adam, sesi geceye vurulmuş bir kırbaç şakıması gibiydi.
"Zehrinin tesiri ne kadar kuvvetli olursa olsun, karların altına gömülüp derin bir uykuya yatsan bile ateşimin sesini duyup, bana şifa olmak için geleceksin."
"Ey Havva'nın doğurduğu, Lilith'in emzirdiği Azize," dedi aksanlı, bozuk Türkçesiyle hemen karşısında beliren cübbeli yaşlı adam. Yüzü görünmüyordu, sakalları karnına kadar uzamıştı ve elinde kahverengi, ucu her an yanacakmış gibi duran meşalelere benzeyen bir asa tutuyordu. "Yedi şeytan doğur, beşini öldür, birini terk et, diğerini büyüt."
Çünkü biliyordu, okyanusun dibinde canavarlar ve hazineler, okyanusun üzerinde insanlar ve gemiler vardı. Canavarlar asil düşmanlar, hazineler ise korunması gereken soydu; insanlar gördüğü en aşağılık düşmanlar, gemiler ise onun okyanusunun üzerinde ağır ağır ilerleyen, tamamen onun insafına kalmış metal parçalarıydı.