Seni iyi tanıyan herkes, olağanüstü yeteneklerin
olduğunu bilir. Bunun sana getirdiği bir yük var: Toprak ne kadar
zengin olursa, orada bir şey yetiştirememen de o kadar affedilmez
olur."
Kaçıp gitmek istediginiz yerin kaçtığınız yerle aynı oldugunu görmek tam bir aydınlanmaydı. Hapishanenin bir yer degil, bakış açınız oldugunu anlamak. Deneyimlediği, birbirinden apayrı hayatlar
içinde, en köklü değişim hissinin ancak kaçıp gitmek istediği hayatta yaşanabileceği, Nora'nin aldigi en garip dersti.
Hayatta ne kadar dürüst olursan ol, insanlarin ancak kendi gerçekliklerine en yakin olan seyleri görebildigini Nora artık anlamıştı.
Thoreau'nun dedigi gibi: "Neye baktığın degil, ne gördügün önemlidir”
Ama belki de bütün hayatlar böyleydi. Görünüşte en yoğun ve
yaşamaya değer hayatları yaşayanlar bile en nihayetinde kendilerini
böyle hissediyorlardi belki. Dönümler boyu hayal kırıklığı , tekdüzelik,acı ve rekabetin içinde tek tük birkaç mucize ve güzelik vardi.
Insanlar şehir gibiydi. Bazi kötü
yönleri var diye bütün şehirden nefret etmezdiniz. Sevmediginiz
yanlar, birkaç tane tehlikeli ara sokağı ve mahallesi olabilirdi ama bir şehri yaşanır kılan şey iyi yönleriydi.