Zülfikar Hakim

Zülfikar Hakim
@Zecri_Lisan
İslambol'da doğdum, lisanım Hakka amade. Ahmaka kelâmım zecr, yalancıya sözüm tokat, batıla duruşum settir. Korkum ancak Allah’tandır; eğriyi doğrultmadan gitmem. Haddini bilmeyene, kelâm-ı kadim ile had bildiririm.
Muhtesib-i Âmme
Dersaadet Medreseleri - Rahle-i Tedris
اسلامبول
اسلامبول, 17 Temmuz 1984
Şubat 2026 tarihinde katıldı
HAKİKATİN MUHTESİBİ: BİR DEVR-İ ASR MANİFESTOSU
Biz bu dünyaya üç kuruşluk menfaate boyun eğmeye, sahte gülücüklere râm olmaya veya "güzelim" diyene eğilmeye gelmedik. Mayamızda TÜRK’ÜN ÇELİĞİ, ruhumuzda İSLAM’IN SARSILMAZ NURU vardır. Bizi kendileri gibi sosyal medya maymunu yapmaya çalışanlar bilsinler ki; biz yaradılışımızdan insanız, siz gibi evrimle gelmedik! Üç-beş beğeni, bir-iki takipçi için şerefini, imanını ve adamlığını yolda bırakanlar gitsin sığırlarla Erzurum yaylalarında otlasın. Bizim sözümüz kitabın tam ortasından, lisanımız ise eğriyi doğruya kurban etmeyecek kadar keskindir. Burası benim deneme tahtamdır; beğenmeyen ötede oynasın! Bir tarafını açıp herkese mavi boncuk dağıtan, millete yaranmak için kendi gölgesinden korkan pısırıklardan değiliz. Herkese açık her profilde sözümü esirgemez, yorumumu yaparım. Kelâmımdan gocunup da karşıma koyacak haysiyetli bir sözü olmayanlar, mümkünse beni derhal ENGELLESİN; o engeli hakikatin onuru sayar, boynumda madalyon gibi taşırım. Söylediklerimizi sert bulup ruhu incinenler, henüz annesinin memesinden ayrılmamış olanlar bu kapıdan içeri girmesin. Utanması olanın yüzü kızarsın, ar damarı çatlayan bizden uzak dursun. Burası vakarıyla dimdik duranların meclisidir; niyetini düzelt de gel, zira burada sadece HAKİKAT konuşulur.
Manifesto
Reklam
Nisanın da hayırlısı...
Hamd alemlerin Rabbine, salat ve selam O'nun pak Resulüne olsun. Dua ile başlayalım ki kelamımız bereketlensin, kalbimiz selamet bulsun. Allah bizleri haktan, adaletten ve vicdan terazisinden ayırmasın; diliyle, eliyle mümin kardeşine pusu kuranların şerrinden muhafaza eylesin. Ama bilinsin ki, haksızlığı kendine şiar edinenlere beddua ile bitirmek de bu yolun bir gerçeğidir. Kur'an ve sünnet bellidir. Gelenek, kültür ve hatta hukuk da bellidir. İnsanlık tarihi boyunca adaletin en temel sütunu şu olmuştur: Kişinin suçu kesinleşinceye kadar o kişi masumdur. Mecelle de "Beraat-i zimmet asıldır" diyerek bunu söyler, Roma hukuku da, bugünün dünyası da bunu haykırır. Peki, dönüp etrafımıza baktığımızda gerçekler böyle mi? Ne yazık ki hayır. Önyargılarımız zihinlerimizin her köşesini esir almış, kalpleri karartmış. Sırf kendi fikrimiz, kendi hırsımız haklı çıksın adına her şeyi meşru görüyoruz. Yalan, iftira, haksızlık hak getire... "Biz haklı olalım da dünya yanmış umrumuzda mı?" mantığıyla hareket eden maskeli bir güruh türemiş. Burası da tam olarak böyle bir bataklığa dönmüş durumda. Herkes birer kafatasçı, herkes birer ahlak bekçisi kesilmiş. Adam kadına medenice bir "merhaba" demiş, hemen arkasından dedikodu kazanları kaynatılıyor, adı çıkartılıyor. Ulan ne yapsaydı adam, ne? Nasıl konuşsaydı? Gerçi o adamda da biraz karakter, biraz feraset olsaydı zaten senin gibisinin seviyesine inip yazmazdı; ancak belli ki seni insan bilmiş, insan yerine koyup aldanmış. Soruyorum size, bir insanla tanışmak, selamlaşmak için ilk adım "merhaba" demekten başka ne olmalıydı? __Hasılıkelam, herkes yerini de, haddini de, hududunu da bilecek! Bilmeyene, fütursuzca sağa sola çamur atana haddini bildirmek için biz her zaman buradayız, buraya da surlar gibi dikilmeye devam
Duygu ve Düşünce
Sıralamayı Değil, Kabrinizi Hazırlayın!
Yüzyıllardır arz-ı mukaddesi kan gölüne çeviren, Ortadoğu’yu yeni icat ettikleri ölüm makinelerinin tecrübe sahası belleyen o katil Amerika ve onun maşası olan bebek katili Netanyahu’nun lanetli zürriyeti, bugün beşeriyetin yüz karası bir vahşet sergilemektedir. Sabî, kadın, pir-i fani demeden mukaddesatımızı çiğneyen, şifa dağıtan tabibi, ilim irfan veren muallimi katleden bu güruh, cehennemin nârına yakıt olmaya yemin etmiş gibidir. Üstelik bu denaeti artık gizli kapaklı değil, medeniyet maskesi düşmüş dünyanın açık desteğiyle yapmaktadırlar. Lakin asıl gaflet, ekranlarda arz-ı endam edip "Sıra Türkiye’dedir" diye hezeyan savuran nasipsizlerin dillerine düşmüştür. Behey gafiller! Siz kimsiniz ki bin yıllık devlet-i ebed müddet geleneğini, sarsılmaz bir imanı ve çelikten bir iradeyi sıraya koyma cüretini kendinizde buluyorsunuz? Türkiye bir durak değil, çarptığınızda darmadağın olacağınız bir sâhradır; biz sizin denginiz değil, ancak kabusunuz oluruz! İntihar etmenin binlerce yolu varken, Türk’ün kılıcı ve celali altında can vermeyi arzulamak ancak bir cinnet alametidir. Biz merhametiyle nam salmış, mazlumun ahı yerde kalmasın diye dünyayı karşısına almış bir milletiz. Amma velakin; hayattan bıkana, ailesini yetim ve dul bırakmaya niyetlenene "hayır" diyecek halimiz de yoktur. Eğer haritadan silinmek, tarihin karanlık dehlizlerine gömülmek istiyorsanız; buyurun, meydan buradadır! Bizim cengimizin bile bir adabı, bir ahlakı vardır; masuma el sürmeyiz, emziğe dokunmayız. Ancak sizin gibi beşeriyet düşmanı mahlukatın bu dünyadan silinmesi, yeryüzüne yapılacak en büyük ihsandır. __Şimdi o kirli ellerinize kağıdı kalemi alın ve yaptığınız o sözde sıralamaları bir kez daha mütalaa edin. Haddinizi bilerek yazın, hududunuzu çizerek düşünün. Eğer hala celladınızla
Duygu ve Düşünce
İFSAD ORDUSUNA VE BATI’NIN ZELİL PİYONLARINA MUHTIRADIR!
İçimizdeki iblisin sağdan yaklaşan hilelerine ve onun süslü yalanlarına asla aldanmayın! Bunlar, şer ordusunun basit birer piyonu olup, marjinal kalabalıklar içinde bir araya geldiklerinde kendilerini bir nimet sanma gafletine düşerler. Halbuki hakikat nazarında kıymetleri bir sığırın dışkısı kadar dahi yoktur; zira Yüce Allah o dışkıda bile bir fayda halk etmiştir, ancak bu "insanımsı" varlıkların yegâne gayesi cemiyeti ifsad etmektir. Nitekim Kelâm-ı Kadim’de buyurulduğu üzere: "Onlara; 'Yeryüzünde fesat çıkarmayın' denildiğinde; 'Biz ancak ıslah edicileriz' derler. İyi bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir, fakat farkında değillerdir." (Bakara, 11-12) Üç-beş sayfa kitap karıştırınca kendini allâme sanan bu zevatın tek marifeti; kendi dinini ve mukaddes kültürünü aşağılayıp, mel’un Batı’nın himayesine kabul edilmek için onlara güzellemeler dizmektir. Bre ahlaksız, bre karaktersiz mahluk! Batı’nın kokuşmuş hukukunu arkana alıp İslam’ın izzetine dil uzatma cüretini kimden alıyorsun? Müslüman mahallesinde salyangoz satacak kadar bu cesareti sana kim vaat ediyor? Sözümona "kitaptan alıntı" maskesi altında ensestin reklamını yapıyor, sapkınlığın tellallığına soyunuyor, zinayı bir medeniyetmiş gibi öneriyorsun. Senin o ucube zihniyetine bakınca; "Keşke baban da senin o övdüğün sapkınlıklara uyup da amcanla ya da bir başka erkekle hemhal olsaydı da, senin gibi bir ucube hiç dünyaya gelmeseydi!" demekten başka bir teselli bulamıyoruz. Zira savunduğun o sapkınlıklar ve nesli kurutan rezillikler gerçekleşseydi, bugün bir "şahsiyet" olarak değil, hilkat garibesi dahi olamayacak bir hiçlik olarak kalırdın! Münafıkça ördüğünüz o sahte dünyalarınız elbet başınıza yıkılacak; o son nefesi verirken hakikatle yüzleşeceğiniz anı seyretmek, bu aziz milletin en büyük
Duygu ve Düşünce
İLMİN HAYSİYETİNE VE RAKAMLARIN SEFALETİNE DAİRDİR!
Şu manzara-i sefalete bir nazar eyleyin: Hesabı açalı üç ay geçmiş; topu topu 10 kitap, 12 alıntı ve sadece 1 inceleme... Ne bir ileti ne de bir takip var; lakin bakıyorsun 110 takipçi kapısında el pençe divan! Öte yanda daha bugün bismillah deyip gelmiş, okuduğu kitap sayısı koca bir SIFIR; lakin bir "kitap önerisi istiyorum" nidasıyla ortalığa çıkmış, saniyesinde 150 beğeni ve 40 yorum yağmış. Be hey ahmaklar zümresi! Bu ilim meclisi dediğiniz yerin ortak vasfı ne vakit sadece "kadın" olmak ve bir profil fotoğrafından ibaret kalmak oldu? Kimsenin hissiyatına bekçilik edecek değiliz, lakin iş lafa gelince ahlak bekçiliği yapıp, kültür ve sanattan dem vurmanızdaki o riya, kâğıdı kalemi utandıracak raddededir. Başımıza ne bela geliyorsa; bir tarafın estetik ve beğenilme hırsıyla her yolu mübah saymasından, diğer tarafın ise uçan kuşa, yetmişlik neneye dahi abayı yakacak kadar sefilleşmesinden geliyor. Kitap bahane, irfan şahane maskesi altında; biri nefsini parlatma derdinde, diğeri av peşinde! Bizimkisi belki yel değirmenlerine karşı kılıç sallamak, belki havanda su dövmek; lakin hakikat odur ki her şey eninde sonunda aslına rücu eder. Suret fânidir, haysiyet bâki... Kendi sahteliğinizde ve o şişirilmiş rakamlarınızda boğulurken, bu meydanı ilim meydanı sananlara sadece acıyoruz. Vesselâm!
Duygu ve Düşünce
Reklam