Hamd alemlerin Rabbine, salat ve selam O'nun pak Resulüne olsun. Dua ile başlayalım ki kelamımız bereketlensin, kalbimiz selamet bulsun. Allah bizleri haktan, adaletten ve vicdan terazisinden ayırmasın; diliyle, eliyle mümin kardeşine pusu kuranların şerrinden muhafaza eylesin. Ama bilinsin ki, haksızlığı kendine şiar edinenlere beddua ile bitirmek de bu yolun bir gerçeğidir.
Kur'an ve sünnet bellidir. Gelenek, kültür ve hatta hukuk da bellidir. İnsanlık tarihi boyunca adaletin en temel sütunu şu olmuştur: Kişinin suçu kesinleşinceye kadar o kişi masumdur. Mecelle de "Beraat-i zimmet asıldır" diyerek bunu söyler, Roma hukuku da, bugünün dünyası da bunu haykırır. Peki, dönüp etrafımıza baktığımızda gerçekler böyle mi?
Ne yazık ki hayır. Önyargılarımız zihinlerimizin her köşesini esir almış, kalpleri karartmış. Sırf kendi fikrimiz, kendi hırsımız haklı çıksın adına her şeyi meşru görüyoruz. Yalan, iftira, haksızlık hak getire... "Biz haklı olalım da dünya yanmış umrumuzda mı?" mantığıyla hareket eden maskeli bir güruh türemiş.
Burası da tam olarak böyle bir bataklığa dönmüş durumda. Herkes birer kafatasçı, herkes birer ahlak bekçisi kesilmiş. Adam kadına medenice bir "merhaba" demiş, hemen arkasından dedikodu kazanları kaynatılıyor, adı çıkartılıyor. Ulan ne yapsaydı adam, ne? Nasıl konuşsaydı? Gerçi o adamda da biraz karakter, biraz feraset olsaydı zaten senin gibisinin seviyesine inip yazmazdı; ancak belli ki seni insan bilmiş, insan yerine koyup aldanmış. Soruyorum size, bir insanla tanışmak, selamlaşmak için ilk adım "merhaba" demekten başka ne olmalıydı?
__Hasılıkelam, herkes yerini de, haddini de, hududunu da bilecek! Bilmeyene, fütursuzca sağa sola çamur atana haddini bildirmek için biz her zaman buradayız, buraya da surlar gibi dikilmeye devam