Charlie Chaplin dediğimde, bana anlatacağın çok şey olmalı diye düşünüyorum değerli hocam.
- Charlie Chaplin, yani Şarlo yalnız benim için değil, tüm dünya ve insanlık için son derece önemli bir Usta, bir figür. Kim sevmez kim tanımaz ki onu! Pire gibi bir adam. Sürekli oradan oraya koşan, zıplayan, uçan düşen kalkan biri. Küçücük bir adam ama çok büyük bir adam o. Şimdi ben daha önce onunla birçok yerde karşılaştım, fotoğraf da çektim ama onlar fotoğraf değil benim için.
- Neden?
- Çektiğimin fotoğraf olması için benim, o insanla arkadaş olmam lazım, yakın olmam, tanımam lazım...
Onu daha çok tanımayı, arkadaş olmayı, fotoğraflarını çekmeyi çok istiyordum çünkü fotoğraf böyle bir şeydir, arkasında böyle bir derinlik vardır. Yıllar sonra bu fırsatı yakaladım, onunla gerçekten tanışıp sohbetler edecek ve uzun uzun konuşup fotoğraflar çeke-cektim. O, yalnızca benim objektifim için bakacaktı, oturup kalkacaktı. Bu çok önemlidir, bilir misin? Baş başa, rahat rahat beraber çalışacaktık. Dedim ya, sonunda yakaladım bu fırsatı ve Isviçre'deki evinde bu-luştuk. Fakat karşımda siyah beyaz filmlerdeki uçan, kaçan, koşan, pire gibi bir adam yoktu. Vücuduna felç inmiş, yarı külçe gibi tekerlekli sandalyeye bağımlı bir adam vardı. Bana dedi ki "Ne istersen konuşuruz ama resmimi çekme! Ben dünyada bir tip yarattım, onu yaralamak istemiyorum." İşte bu beni çok etkiledi. Ne kadar çok istesem de zaten çekemezdim. Çekmedim Abi, elim gitmedi deklanşöre. Makineyi bile çıkartmadım çantadan. Annadın mı? Yalnızca onu izledim ve konuştuk. "Beni çekme, ben bitmiş vaziyetteyim!" diyor, tekerlekli sandalyede oturuyor. Adam düpedüz bitmiş. Böyle bir adamın her istediği yapılır. Onun, dünya kamuoyu ve insanlık önünde yarattığı şeyi bozmaya hiçbirimizin hakkı yok, olmamalı da bence.