Dünya, insana hakikat diye sunulan bir imtihan perdesidir.
İnsan ona bakar,
onda kalır,
onu hakikat sanır.
Hâlbuki dünya, geçiciliğiyle sabittir;
sabitliği ise aldatıcılıktır.
Dünya insana “sahip ol” der.
Fakat sahip olan, çoğu zaman sahip olunan olur.
İnsan malı taşırım zanneder.
Hâlbuki mal, insanı taşır gibi görünürken onu ağırlaştırır.
Ve ağırlık arttıkça, idrak hafifler.
Dünya, insana “yarın”ı vaat eder.
Lâkin her yarın, bugünü yer.
Bu yüzden insan hep gelecek için yaşar;
ama hiç “şimdi”ye yetişemez.
Dünya, eksikliği sürekli diri tutar.
Bir eksik giderilir,
yerine yenisi konur.
Ve insan, tamamlanacağına inanarak eksilir.
Dünya, kalabalıktır.
Lâkin bu kalabalık, yalnızlığı gidermez.
Bilakis, insanı yalnızlığından uzaklaştırırken
kendinden uzaklaştırır.
Statü, insanı yükseltmez.
Sadece bakışları değiştirir.
Ve bakışların değişmesi, hakikati değiştirmez.
Dünya, insana değerler öğretir.
Fakat çoğu değer, yön değil ölçü verir.
Ve ölçüyle yaşayan insan,
yönsüz kalabilir.