Kaçtığım her yerde bir pencere arıyorum yağmuru seyretmek için... Zira dinlemeyi bilirse insan yağmur cama vurdukça bir musiki terennüm eder ve kuşlar ilahi bir şiir söyler... Sonra dikkat ediyorum hepsine."Bu dünyada" diyorum kendi kendime,"duvarlara pencere açmıyor,pencerelere duvar örüyorlar..." Ve yağmur şarkı söylemiyor,kuşlar hep göç mevsiminde.
Yaşamak yüktür,ruhumun üzerine vurulmuş.Ağır geliyor.Kendimi anlamazken,tanımazken hakkıyla başkasını anlamaya ve tanımaya çalışmak cüretini nereden bulduğumu düşünüyor ve hayret ediyorum.
İnsan bazen ne çok bunalıyor,daralıyor ve hatta tüketiyor ümit sermayesini ve tükeniyor.İstedikleri olmayınca olanı da istemiyor sanki.Ya da şöyle;istediği tek bir şey olmadı diye onca baska şeye nankörlük ediyor.Oysa şöyle bir söz hatırlıyorum kâri çok eski zamanlardan zihnime kazınmış:"Ele geçmezse eğer sevdiğimiz,çare ne;eldekini sevmeliyiz."Olmuyorsa olana şükretmeliyiz.Hem belki de istemeyi bilmediğinden istediğimiz nasip olmuyordur.Ya da belki O,veriyordur da biz almayı bilmiyoruzdur.
Ezcümle dünya,imtihan dünyası kâri. İnsan yokla da imtihan olur var olanla da...Kimini yokken tanırsın kimini de varken.Ve farkı yoktur her ikisinin de bir diğerinden...