Finler, eğitim konusunda ciddiyeti sağlamanın tek yolunun, her nesilden en iyi ve en parlak olanları seçip ciddi bir eğitimden geçirerek, yüksek eğitimli öğretmenler yetiştirmek olduğuna karar verdi.
ABD'de yıllarca kredi borçlarını okuyan öğretmen adaylarının öğretmen olabilmek için genellikle standart sınavları geçmek zorundaydı. Fakat bu sınavların zorlayıcı bir özelliği olmadığı gibi, etkin öğretim becerileri ile de bir ilgisi yoktu. Bu sebeple öğretmenlik mesleği zarar görmeye başladı. İnsanlar genellikle eğitim fakültesini mezunlarının, üniversitenin pek de zeki çocukları olmadığını varsaydı ve bunun sonucu olarak da mesleği de duyulan saygı azaldı. Finlandiya'da tüm eğitim fakülteleri seçiciydi. Orada öğretmen eğitim programlarına kabul edilmek, ABD 'de tıp fakültesine kabul edilmeye eş değerdi. Titizlik, öğretmen meslekte yıllarca hizmet verdikten sonra virgül karmaşık değerlendirme şemalarıyla düşük performans gösterenleri ayıklamak ve geri kalan herkesin de moralini bozmak üzere değil de olması gerektiği gibi sürenin en başında başlıyordu.
Diğer bir de işte bizler çocuklarımızın eğitmesi için ne kadar düşük eğitimli olursa olsun, herkes davet ediyorduk. Buradaki ironi kayda değerdi. Durumumuz bir uçağı daha önce hiç düzgün yere indirememiş birini uçuyor öğretmen olarak tutup sonra da neden bu kadar çok uçağın yere çakıldığını merak etmek gibiydi.
Lee, Finlandiya'nın kendi ülkesine kıyasla çok daha iyi bir ulusal model olduğunu düşünüyordu. Sonuçta, Finlandiya eğitim için öğrenci başına daha az harcama yapıyor ve yalnızca on çocuktan bir okul sorun ders alıyordu. Kore'de ise on çocuktan yedisi müfredat dışı dersler alıyordu. Her iki ülkede de PISA'da dünyanın en iyilerindendi fakat Fin çocuklar daha iyi muamele görüyordu.Lee, süper güç olmanın tek yolu yok diyordu, doğru yolu seçmek için iyi bakmak gerekiyordu.