Dersler bitince çocuklar yerleri paspaslayıp,tahtaları silip,çöpleri dökerek okulu temizliyordu.Hatalı davranış yada saçları fazla uzun olduğu için uyarı alan çocuklar,kırmızı önlük giyip tuvaletleri temizlemek zorundaydı.Saat dört buçukta üniversiteye giriş sınavı hazırlık dersleri için herkes sınıflarına geri dönerdi.Sonra da okul yemekhanesinde akşam yemeği yenirdi. Akşam yemeğinden sonra yaja,yani öğretmen denetiminde iki saat süren etüt zamanı gelirdi.Çoğu çocuk gün içinde tuttuğu notları gözden geçirir ya da internetten sınava hazırlık derslerini izlerdi.Öğretmenler de koridor da dolaşır ve nadiren de olsa izinsiz kullanılan İpod'ları toplardı. Eric'in sınıf arkadaşları akşam saat dokuz gibi Namsan'dan ayrılıyordu. Fakat okul henüz bitmiyordu.O saatten sonra çocukların çoğu hagwon olarak bilinen dershanelere gidiyordu. Çocuğun dediğine göre göre gerçek öğrenmenin çoğu orada gerçekleşiyordu. Orada gece saat on bire, yani şehrin hagwon yasağına kadar ders almaya devam ediyorlardı. Sonra nihayet, bir kaç saat uyumak üzere evlerine gidiyorlardı,sabah sekizde tekrar okula döneceklerdi. Eric bu destansı rejimi,giderek tırmanan bir dehşet duygusuyla dinledi.Nasıl olur da bu ergenlik çağındaki çocuklar hiçbir şey -gerçekten hiçbir şey- yapmadan,yalnızca ders çalışabilirdi? Birden, o gün sınıfta gördüğü şeyin ne olduğunu anladı.Çocuklar sınıfta yaşıyor gibi davranıyorlardı çünkü zaten orada yaşıyorlardı.Her orada on iki saatten fazla zaman geçiriyorlardı;üstelik şimdiden Minnesota'daki çocuklardan iki ay daha fazla bir süredir okula gitmişlerdi.Sınıf arkadaşları tek bir nedenden dolayı sınıfta uyuyorlardı çünkü çok yorgundular.