Bu uğursuz, varlığın diğer çocuklardan tek eksiği bir parça kemik
ve kıkırdak, bir parmak uzunluğunda etti. Fakat doğa bizi yasalarındaki ahenge, uyuma öyle bir alıştırmıştır ki, onun
görmeye alışık olduğumuz uyumundaki en ufak bir kayma bizi tiksindirir, korkutur; bu nedenle Yaradan'ın her hatası
yanlış yaratılmış bu varlığa karşı -her ne kadar bir haksızlık ise de ne yazık ki çözümü yoktur- içimizde öfke uyandırır Daha da kötüsü tiksintimizi onu özensiz yaratana değil,
hiçbir suçu günahı olmayan eserine yöneltiriz: Sakat ve biçimsiz varlık yeterince sıkıntısı, derdi yokmuş gibi sağlıklı
ve kusursuz varlıkların nahoş davranışlarına da katlanmak
zorunda kalır. Bu nedenle şaşı bir göz, yamuk bir dudak,
yarılmış bir ağız gibi doğanın bir kereliğine yaptığı bir hata,
bir insanın gittikçe artan acısına, ruhunda onarılmayacak
yaraya dönüşebilir; etrafımızı saran, dünya dediğimiz
ve inanmakta güçlük çektiğimiz gezegendeki anlam ve adalete olan inancımızı şeytani bir felakete dönüştürür.
Daha doğrusu Almanya'ya gelenler artık bu ülkede yaşayan
insanlara hiç benzemiyordu. Aynı dili konuşsalar, aynı dine
inansalar bile çok farklılaşmışlardı. Yıllar önce Almanya'ya gelen Anadolulular, devasa bir ağacın kesilmiş bir dalı gibiydi. Ağaç yaralanmasına rağmen bundan hiç etkilenmemişti , fakat gövdesinden ayrılan dal, farklı bir iklimde boy
vermeye başlamış, emdiği su, büyüdüğü toprak, serpildiği
hava onu bambaşka bir ağaca dönüştürmüştü. Onlar artık
ne Alman'dı ne de Türk. Bu olumsuz bir durum muydu,ondan da emin değildi Yıldız. Aslında her iki kültür bilinirse, özümsenirse, avantaj bile olabilirdi. Arada kalmak en
kötüsüydü. Ne Alman, ne Türk olmak. Ne yazık ki Almanya'daki göçmenlerin çoğu böyleydi. Türkiye'yi özlediklerini
söylüyorlardı ama burunlarında tüten o vatan artık yoktu.Dedelerinin, ninelerinin, anne babalarının anlattıkları o ülke
çoktan değişmişti. Kendileri de yıllar önce Türkiye'den ayrılan o çaresiz gurbetçiler değillerdi artık, eksiğiyle gediğiyle
bir hayat kurmuşlardı. Dönüp gelmediklerine göre, o hayat bir şekilde tatmin de ediyordu onları.