Zeynepkpnc 630141

Zeynepkpnc 630141
@Zeynep4163
Banka
Üniversite
Dünya
Adana, 30 Ekim 1997
105 okur puanı
Ağustos 2023 tarihinde katıldı
Sessiz kalmak aptallık değil, en güçlü gözlem biçimlerinden biridir. İnsanları uzun uzun konuşmadan da analiz edebilirim ve zamanla herkes gerçek yüzünü mutlaka gösterir. Bu yüzden hayatımda gereksiz insanlara yer vermem. Sessiz duranları küçümseyenler ise çoğu zaman yanıldıklarının farkında bile olmaz. Bazen en doğru şey, uzaktan izleyip insanların kendilerini nasıl ortaya koyduklarını görmektir.
Reklam
Dilerim ki bir gün bu düzen tersine döner; beyaz yakalıların kurduğu sistem, mavi yakalının omzunda bir yük olmaktan çıkar. Bugün “bayram” denilen şey bile eşit değilse, biri dinlenirken diğeri çalışmaya devam ediyorsa, ortada kutlanacak bir adalet yoktur. Çünkü bu düzen, emeği yüceltmek yerine çoğu zaman görünmez kılar. Bu yüzden 1 Mayıs bir kutlama değil, bir hatırlamadır. Verilmiş emeklerin, ödenmiş bedellerin ve hâlâ sağlanamayan adaletin günüdür. Ve o adalet gerçekten sağlanana kadar… 1 Mayıs kutlanmaz, sadece anılır.
1 Mayıs… Takvimde sıradan bir gün gibi görünse de ardında bastırılmış seslerin ve ödenmiş ağır bedellerin tarihi yatar. Bir zamanlar insanlar günde 12–16 saat çalıştırılırken, işçiler “8 saat çalışma, 8 saat dinlenme, 8 saat kendine zaman” diyerek ayağa kalktı. 1886’da Chicago’da yükselen bu ses, Haymarket’te kanla bastırılsa da susturulamadı. Çünkü hak bir kez dile gelince geri çekilmez. Dünyada böyle doğdu 1 Mayıs; bir bayramdan çok bir direnişin adı olarak. Türkiye’de ise bu hikâye daha ağır yazıldı. 1909’da başlayan süreç, yasaklar ve baskılarla sınandı; 1977 Taksim ise bir toplumun hafızasına kazındı. Bu yasaklar, aslında bir araya gelen insanların gücünden duyulan korkuydu. Bugün hâlâ çelişki ortada: Emeğin değeri dillendirilir ama karşılığı çoğu zaman verilmez. Bir gün hatırlanan işçi, yılın geri kalanında unutulur. Bu yüzden 1 Mayıs sadece bir kutlama değil; bir hatırlatma ve yüzleşmedir. Çünkü eşitsizlik hâlâ sürüyor, adalet hâlâ eksik.
Yahya Kemal Beyatlı’nın dizelerinde söylediği gibi: “Artık demir almak günü gelmişse zamandan, meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.”Bazen hayat, insanı tam da böyle bir eşiğe getirir. Özellikle de bir iş yerinde adalet yoksa, eşitlik sadece sözde kalmışsa ve yönetenler başkalarını yargılarken aynı yanlışları kendileri tekrar ediyorsa… Böyle bir yerde kalmak, sadece çalışmak değil; aynı zamanda susmayı, görmezden gelmeyi ve zamanla kendinden eksilmeyi de kabul etmek demektir. Üstelik sesini çıkardığında baskıyla karşılaşıyorsan, mesele artık sadece bir iş değil, bir duruş meselesine dönüşür.İnsanın önünde genelde iki yol vardır: Ya sessizliğe bürünüp kendini korumaya çalışırsın ya da o limandan ayrılmayı göze alırsın. Çünkü bazen gitmek, kaybetmek değil; kendini korumanın tek yoludur.Ama üçüncü ve daha zor bir yol da vardır: Kalıp hakkını aramak. Bu yol, sabır ister, direnç ister. Mobbinge, yıldırmaya, yalnız bırakılmaya hazır olmayı gerektirir. Çünkü sistem, kendisine karşı duranı kolay kolay kabul etmez.Yine de şunu unutmamak gerekir: Haksızlığın olduğu yerde susmak, o düzenin bir parçası olmaktır. Direnmek ise bedel ister ama iz bırakır.Ve bazen insan, kendi içindeki limanı korumak için ya savaşmayı ya da gitmeyi seçmek zorundadır. Çünkü en büyük kayıp, bir iş değil; insanın kendini kaybetmesidir.
İnsan, çoğu zaman herkesi anlamaya çalışırken kendini ihmal eder. Şüphe ise sandığı gibi bir kuruntu değil; çoğu zaman kalbin erken fark ettiği gerçeğin sessiz habercisidir. Görmezden gelindikçe büyür, bastırıldıkça derinleşir ve sonunda haklılığını acı bir şekilde ortaya koyar. Affetmek, insan olmanın bir parçasıdır; çünkü hata, herkesin payına düşer. Ancak bazı hatalar vardır ki tekrarlandıkça artık hata olmaktan çıkar, bir tercihe dönüşür. İşte o noktada bağışlamak erdem olsa da, aynı yerde kalmak bir zayıflık halini alır. Birini hayatından çıkarmak ise sanıldığı kadar ani değildir. Öncesinde çokça suskunluk, çokça sabır ve görmezden gelinen kırgınlıklar vardır. Ama bir eşik vardır; aşıldığında ne sözler eski anlamını taşır ne de varlık aynı değeri korur. Sonunda insan şunu öğrenir: Herkesi anlamak mümkündür, fakat herkesi hayatında tutmak zorunda değildir. Çünkü bazı vedalar gürültüyle değil, derin bir sessizlikle gerçekleşir.