Yahya Kemal Beyatlı’nın dizelerinde söylediği gibi: “Artık demir almak günü gelmişse zamandan, meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.”Bazen hayat, insanı tam da böyle bir eşiğe getirir. Özellikle de bir iş yerinde adalet yoksa, eşitlik sadece sözde kalmışsa ve yönetenler başkalarını yargılarken aynı yanlışları kendileri tekrar ediyorsa…
Böyle bir yerde kalmak, sadece çalışmak değil; aynı zamanda susmayı, görmezden gelmeyi ve zamanla kendinden eksilmeyi de kabul etmek demektir. Üstelik sesini çıkardığında baskıyla karşılaşıyorsan, mesele artık sadece bir iş değil, bir duruş meselesine dönüşür.İnsanın önünde genelde iki yol vardır: Ya sessizliğe bürünüp kendini korumaya çalışırsın ya da o limandan ayrılmayı göze alırsın. Çünkü bazen gitmek, kaybetmek değil; kendini korumanın tek yoludur.Ama üçüncü ve daha zor bir yol da vardır: Kalıp hakkını aramak. Bu yol, sabır ister, direnç ister. Mobbinge, yıldırmaya, yalnız bırakılmaya hazır olmayı gerektirir. Çünkü sistem, kendisine karşı duranı kolay kolay kabul etmez.Yine de şunu unutmamak gerekir: Haksızlığın olduğu yerde susmak, o düzenin bir parçası olmaktır. Direnmek ise bedel ister ama iz bırakır.Ve bazen insan, kendi içindeki limanı korumak için ya savaşmayı ya da gitmeyi seçmek zorundadır. Çünkü en büyük kayıp, bir iş değil; insanın kendini kaybetmesidir.