"Ben Mansur'u kabul edemem; şeriat ve din ilmine bağlılığımdan ötürü... Onu red ve inkâr etmekse asla elimden gelmez. Tecellilerdeki esrara riayetimden ötürü... Şu var ki, ben Mansur'u kabul edeni kabul etmeyenden fazla severim."
Not: Bu yazıda, Hallacı Mansur'a atfedilen sözler ve bilgiler Necip Fazıl Kısakürek'in Veliler Ordusundan 333 -Halkadan Pırıltılar- isimli eserden alınmıştır. B.D. yayınları, İst. 1977, s. 91 vd.
Günümüzün Müslümanları ilgi çekici bir tecrübeden geçiyor. Bir yanda, İslâmdışı bir toplumda, Müslümanlığının bilincinde olmadan yaşayan Müslümanların var olduğu; bir yanda, aynı İslâmdışı dünyada Müslüman olarak yaşanabileceğine inananların var olduğu; bir yanda, oportünist araçlarla da olsa İslâmdışı dünyayı İslâmîleştirme çabasında olanların varlığı; bir yanda her türlü oportünizmi reddederek Müslüman'a mahsus dünyanın İslâmî araçlarla gerçekleştirilebileceğine inananların var olduğunun müşahede edildiği bir dünyada yaşıyoruz.
Sanıldığı gibi yalınkat bir soruyla karşı karşıya değiliz. Mesele, bu yönüyle, Müslüman'ın elinden çıkan eser kendiliğinden İslâmî'dir, demekle kapanmış olmuyor. Çünkü elimizde standart bir "Müslüman tipi"ni tutamadığımız ortaya çıkıyor.
"... Oysa günümüzde, Müslüman'ın içinde doğup yaşadığı ve öldüğü bir "İslâmî çevre"nin mevcut bulunmayışı, Müslüman sanatçının karşı karşıya bulunduğu tehditlerden biridir. Günümüz Müslüman'ı halen, objektif olarak, gündelik hayatını dinden soyutlanmış bir ortamda sürdürmek zorunda bırakılmıştır. Hayatın iktisadî, siyasî vb. veçheleri dinden kopartılmıştır. Böylece ibadetler bile kendi özgül kutsal muhteviyatından boşandırılmış (yalıtılmış) bir ortamda gerçekleştirilmekte; böylece insan sadece ibadetlerinin değil, kendi anlamının mahiyetine nüfuz etmekten de mahrum bırakılmış bir ortamda yaşamaktadır. "
Dua denen şey bir zincir gibiydi insanı Rabbine bağlıyordu sahi. Lakin bir insan bir diğerine dua ettiği vakit o zincir benim de ellerime, kollarıma vuruluyordu. Mesafe tanımayan bir sırdı dua. İnsanlar Hüdâyî'ye dua ettikçe ben daha güçsüz kalıyordum. Onların duaları beni hâlsiz düşürüyor, edilen dualar benim canına dokunuyordu. Demem o ki bir kişi diğerine dua ettiğinde dua edileni benden koruyordu Allah. Lakin insanlar bunu bilmiyordu. Bilselerdi şayet bir an olsun birbirlerine dua etmekten vazgeçmezlerdi.