Yaşam mücadelelerde var olur, yaşam krizlerde var olur, yaşamın güvensizliğe gereksinimi vardır. Güvensizlik topraklarında yetişir. Ne zaman güvensiz olsan, daha canlı, daha uyanık olduğunu fark edersin.
Bir çiçeği çok sevdiğinde, onun solup gitmesini de sevmelisin. Bir kadını sevdiğinde, onun yaşlanmasını ve bir gün ölümünü de sevmelisin. Bu, onun yaşamının bir parçası, o kadının bir parçasıdır. Yaşlılık, dışarıdan olmaz, içeriden olur. Güzel yüz, şimdi kırışmıştır. O kırışıklıkları da sevmelisin, onlar senin kadınının bir parçasıdır.
Yaşam ne zaman sona erer?
Hiçbir yerde sona ermez, hiçbir yerde başlamaz. Bizler, edebiyetin içindeyiz. Bizler, başından beri buradayız -eger bir başı varsa- ve sonuna kadar burada olacağız -eğer bir sonu olacaksa. Aslında başlangıcı ve sonu olamaz. Biz yaşamız -formlar, bedenler, akıllar değişse bile. Bizim yaşam dediğimiz, belirli bir beden, belirli bir akıl, belirli bir tavırla tanımlamadır ve bizim ölüm dediğimiz şey, o formdan, o bedenden, o kavramdan çıkmaktır.
Fiziksel acı, yaşamın bir parçasıdır. Onu düşünmeye başladığında, bu fiziksel acı olmaktan çıkar, tamamen psikolojik olur. Ölümü düşünür ve korkarsın. Ama ölüm olduğunda, korku yoktur. Korku, her zaman gelecekteki bir şeyle ilgilidir. Korku, şimdiki zamanda var olmaz.