İnsan, kalbini dinlemek istemediği zamanlar tabiatı dinler. Duygularını bir derenin şırıltısına, yaprakların hışıltısına bırakır; zihni şurada parlayan bir ışığa, gökyüzünün bir tarafından sarkan bir bulut parçasına; bir dalın ucunda en küçük rüzgâr esintisiyle sallanan bir yaprağa, bir hiçe bağlı kalır; saatlerce düşünür ya da düşünmez; öyle bir haldedir ki, insanlığından çıkmış, kişiliğini kaybetmiştir. İşte o anlar teselli anlarıdır; duyguların o durgunluk dakikası, hastalığın tembellik, uyuşukluk dakikasıdır.
Çocukların neşeye, mutluluğa muhtaç olan kalpleri için en karanlık matem rengi, bahar sabahları çiçeklerin yapraklarına gölge yapan çiy buharlarından oluşmuş hafif sislere benzer; ilk güneş ışığında süzülüp uçar.