Yücelerden yücesin ,
Kimse bilmez nicesin,
Körklü Tanrı
Nice câhiller seni gökte arar yerde ister ,
Sen hod müminlerin gönlündesin,
Daim duran Cebbar Tanrı,
Bâki kalan Settâr Tanrı.
Dede Korkut
Ergenekon destanına göre Gök-Türkler buradan bir demircinin demir madeni olan bir dağı eritmesi suretiyle çıkmışlardı. Bu sebeple de bu günün bayramında demiri merasimle örs üzerinde döğerlerdi.Bu kudsiyeti dolayısiyle kılıç üzerinde yemin ediyorlardı.Yemin edecek kimsenin önüne kılıç konuyor ve ahdini bozarsa :"Bu gök girsün , kızıl çıksun " yani kılıç onu öldürüp kanlansın deniliyordu , ki Anadolu'da Oğuz beyleride " kılıcıma doğranayım , okuma sancılayım" diye yemin ediyorlardı.
Bu devre aid toplu bir ihtida hadisesi II.Haçlı seferi esnasında Antalya civarında vukubulmuştur. Gerçekten Selçuk hükümdarı Sultan Mes'ud Bizans imparatorunu Konya önünde mağlup ve Alman imparatoru Konrad'ın ordusunu Eskişehir'de imha ettikten (1147) sonra Fransız kralı Saint Louis'nin kuvvetlerini de Denizli ve Antalya bölgelerinde perişan etmişti. Suriye'ye gidemeyip Antalya havalisinde kalan Haçlılar açlık, hastalık ve yoksulluk içerisinde iztırap çekiyorlardı. Rumlar bu zavallı Franklara karşı hile ve hıyanet ediyor; ellerinde kalan paraları da tehdit ve hile ile alıyor ve kendilerini hasta ve aç olarak ölüme terk ediyor veya öldürüyorlardı. Fakat savaştıkları Türkler bu Haçlı bakiyesini himaye etti; açları doyuruldu; hastaları tedavi edildi. Hatta Türkler Rumların Haçlılardan zor ile ellerine geçirdikleri gümüşleri satın alarak fakir haçlılara dağıttılar. Bu hadiseyi anlatan bir Frank tarihçisi: "Dindaşları Rumların zulmünden kaçarak Müslümanlar nezdinde emniyet: himaye ve merhamet arayan haçlılardan üç binden fazla gencin Türklere katıldığı söyleniyor. Ah merhamet, sen hıyânetten de daha zalimsin! Çünkü Müslümanlar Hıristiyanlara ekmek vermek suretiyle bunların dinlerini satın alıyorlardı. Bununla beraber Türkler, bu iyiliklerine mukabil hiç birini din değiştirmeğe de zorlamadılar" der ve çok dikkate şâyân bir hadiseyi meydana kor.
Türkçede "il" kelimesi hem devlet , hem de devletin ilk vazifesi olan sulh manasına geliyor ve bu sebeple de sulhun tesisine memur olan kimselere de "ilçi" deniliyordu. Türk töresinde "ilçiye zeval yoktur" sözü de bu vazifenin ehemmiyet ve kudsiyyeti ile alakalıdır.
Horasan'da Büyük Tuğrul-beg ve ilk halefleri Selçuklu imparatorluğunu siyasi bir inkılâp, Söğüd'de Ertuğrul ve oğulları ise Osmanlı imparatorluğunu tekamül esaslarına göre kuruyorlardı. Birincisinin kuruluş ve parçalanması ne kadar süratli idiyse ikincisinin de yükselişi o derece tedrici ve kudretli olmuştu.Horasan'da Büyük Selçuklu imparatorluğunu Kınık boyu ve Selçuk hanedanı etrafında Türkmenler, Söğüd'de Osmanlı imparatorluğu da Kayı boyu ve Osmanlı hanedanı etrafında aynı Türkmenlerle kaynaşan din adamları başlıca kuvvet olarak kurmuşlardı. Osmanlı beyliğinin bir hususiyeti ve şansı da hep cihâdla işe başlaması idi.