Padişah ( Yavuz Sultan Selim) israfa ve lükse de aleyhdar idi. Bir gün Şehzade Süleyman (Kanuni) huzuruna çok süslü bir elbise ile girdiği zaman :"Süleyman anan ne giysin!" demiş ; kendi askerlerinin demir ile Mısır askerlerinin de ziynet ile süslü olduğunu görünce de hayret etmişti.
Osmanlı cihan hakimiyeti ve dünya nizamı ideali , bu milli şuur ve uyanış yanında , manevi kudretin başlıca kaynağını şüphesiz İslam mefkuresi ve cihad ruhundan alıyorlardı . Bursa'da temerküz eden gaza ruhu şeyhlerin , evliyanın ve Türkmen babalarının himmetleri ile yükseliyor; camiler , medreseler , zâviyeler ve türbeler Bursa'yı kudsileştiriyor ve bu medeniyet merkezinden taşan gaza ruhu Rum-eli'ye yayılıyordu.Bursa ve civarını dolduran evliya türbeleri ve ziyaretgahlar bu ruhu besliyordu.
İlk Osmanlı tarihçileri padişahların bu yüksek neseblerini belirtmekte hassasiyet gösteriyorlardı : " Türk mâbeyninde sıhhate yetişmiştir , ki Hazreti Peygamber zaman-ı şeriflerine karîb Bayat boyundan Korkut-ata koptı. Oğuz ata'dan sonra ancalayın akıl ve kiyâset , fehim ve feraset sahibi ata gelmemişti. Şöyle ki umûr-i atiyeden çok nesneyi Hak suphanehu anın kalbine ilham ederdi. Demişti , ki âhir zamanda hanlık girü Kayı'ya değe ; ellerinden kimse alımaya . Muhakkaktır , ki bu dedügi Âl-i Osmandur" düşünceleri devrin Anadolusunda da yaygın idi.
Karakoyunlu hükümdarı Cihanşah bir sohbeti esnasında "Sultan Murad kardeşimdir" demiş. Elçi Şükrullah nasıl olduğunu sorunca Cihanşah Moğolca(Uygurca) yazılı bir kitap getirmiş; orada "Oğuzların tarihini okutmuş" ve işte " biraderim Sultan Murad'ın nesebi Oğuz Han'ın oğlu bu Gök Alp'e ve Kara Yusuf'un nesebi de Deniz Alp'e çıkar" beyanında bulunmuştur.