İnsanların, gölgeler peşinde koşan, makul bir amacı olmayan bir koşuşturma içinde enerjilerini boşa harcayan oğullarını ve kızlarını görüyorum. Yalanlarla beslenen bu kör itkilerin kılavuzluğundaki imgelemleri onları uzağı göremeyen ölümlüler haline getirmiş; her biri hayali bir anlık çıkar peşinde sürükleniyor.
Açık hava her nesneyi olduğu gibi görmeme olanak tanıyor; yüreğimde hiçbir heyecan yok. Pusun yavaşça dağılıp yerini doğanın güzelliklerine bıraktığı sabahın erken saatleri denli sessiz ve sakinim. Ama dünya bana nasıl görünecek? Gözlerimi ovuşturuyorum; son derece gerçekçi görünem bir rüyadan uyanıyor gibiyim.
Peki, insan neden derinlikli incelemelerle sağlığını tehlikeye atar? Zihinsel uğraşların getirdiği yüce hazlar, ardından gelen ve saatlerce süren bitkinliğe değer mi? Özellikle de araştırmalarımıza gölge düşüren kuşkuları ve hayal kırıklıklarını hesaba katarsak. Beyhudelik ve umutsuzluk her türlü incelemenin sonunu getirir, çünkü ulaşmak istediğimiz her türlü incelemenin sonunu getirir, çünkü ulaşmak istediğimiz neden biz ona doğru ilerledikçe bizden uzaklaşır. Cahillerse tersine, çocuklara benzerler; dümdüz yürümeye devam ederlerse, toprakla göğün kesiştiği yere varabileceklerine inanırlar.
Hiç güvenmemek aldatılmaktan, aşkta hayal kırıklığına uğramak hiç aşık olmamaktan, bir eşin saygısını hiçbir zaman kazanamamak onun sevgisini yitirmekten iyidir.
Ah bahtsız kadın! Aklına ve desteğine doğal olarak bağımlı olacağının söylendiği varlıkların niyetleri seni kandırmakken, senin ne yapman beklenebilir? Tüm erdemlerini küfle saran ve gelişmeye açık tüm yetilerini budayarak seni şu anda olduğun zayıf yaratığa dönüştüren kötülüğün kaynağı işte burada! Ahlakın altını oyan ve insanları iki kampa ayıran, işte bu kötü niyet- bu sinsi savaş!