Mehmet İNANIR

Insanlar mevkileri büyüdükçe hazımsızlıkları nispetinde değişebiliyorlardı.
Sayfa 136·Kitabı okuyor
Reklam
Türkiye'de adalet yalnız Milli Şef Inōnü'nün elinde idi. Maalesef hâkimler de koyun gibi ona itaat ediyorlardı.
Sayfa 132·Kitabı okuyor
Bir de benim o evde oturmam şu bakımdan büyüklere huzursuzluk yaratıyordu. Ev Müdafaa Caddesi'nin tam başındaydı. Harp Okulu talebeleri her cumartesi izinli çıkınca okuldan itibaren bozulmadan Bl. Bl. muntazaman gelip, benim evin önünden geçerken selamlıyorlardı. Bu görülmemiş sevgi tezahürüne dayanamıyorlardı. İzin dönüşleri de toplu bir halde veya üç beş kişi olarak geçen Harbiyeliler hep beni pencerede görürlerse selamlıyorlardı. Bu çocukları gözetleyen inzibat subayları yakalayıp ceza vermek için merkeze götürmelerine rağmen bu hal devam ediyordu. Hatta genç subaylardan tanıyan, tanımayan aynı hareketi eve karşı yapıyorlardı. Bunları tesadüfen gazeteciler görmüşlerdi. Tabii bu vaziyet karşısında benim o evde oturmam C. Sunay'a huzursuzluk verirdi. Halbuki benden evvel o apartmanda oturan org. Muzaffer Alankuş emekli olduktan sonra (ev yaptırıyormuş, evi bitinceye kadar) tam sekiz ay lojmanda oturdu. İşte Türkiye'de kanun, talimatların şahıslara göre tatbik edilişi.
Sayfa 119·Kitabı okuyor
İlk defa eve gazeteciler doldu. Meraklı suallerine çok az cevap verdim. Beş gün, beş gecedir hiç uyumamıştım. Gece istirahate çekildim, uyuyordum... Saat 23'te dairemin kapısı hem vuruldu hem de bağrışmalar vardı. Eşim yataktan firlayıp kapıyı açtı. Derhal görülen manzara şuydu... Beş tane Kurmay Sb. (Yb. rütbesinde) karımın göğsüne 5 adet Tomson dayamışlar, beni istiyorlardı. Hemen pijama ile kapıya gittim, silahları bana tevcih ettiler. Apartmanın içi Tomsonlu subaylarla dolu idi. Buna neden lüzum vardı anlayamadım. Beni tevkif etmeye gelenler arasında Kur. Yb. Necip Torumtay da vardı. Akademiyi beraber okumuştuk. Yassıada irtibat bürosunda çalışmıştı. Bizimle birlikte yeminli subaylar arasında idi. Bana karşı o geceye kadar çok hürmetkâr idi. Fakat ne olmuştu, canavar kesilmişti, hiçbir isteğimi yerine getirmek istemiyor, dışarda kar yağdığı halde beni pijama ile sürükleyip kapıda bekleyen jipe bindirmek için uğraşıyordu. Kendisine aynen şu cevabı verdim. “Ben henüz Türk Ordusu'nun bir albayıyım, giyinmeden hiçbir yere gitmem. Hem bu gibi muamelelere ne gerek vardı, telefon dahi etseydiniz istediğiniz yere gelirdim" dedim. Her türlü ısrarlara rağmen kapı önünde zorla elbisemi giydim. Evde eşim, kızım, bir de karımın yengesi vardı. Giderken tıraş takımımı, pijamalarımı almak istedim. Necip Toruntay bana: "Bunlara lüzum kalmayacak" demekle vahşi hislerini gösterdi. Herhalde bizim sabaha karşı kurşuna dizileceğimizi düşünüyordu. Dışarı çıkınca ne göreyim, evin etrafında Tomson tabancalı 50'ye yakın subay vardı. Vasıtaya binip Genelkurmay'a geldik. Oradaki manzara şuydu: Sanki bir Rus albayı getiriliyormuş gibi koridorlarda iki sıralı Tomsonlu Kurmay Subaylar vardı. Hepsi de büyük bir sevinçle bana bakıyorlardı. Bu kurmay subayların çoğu bir gün önce “Bir emrin var
Sayfa 116·Kitabı okuyor
Süvari binbaşısı Fethi Gürcan, Muhafız Alay Kumandanlığı'nı deruhte ediyordu. O anda bana telefon etti: "Albayım, şimdi burada kuvvet kumandanları, İnönü dahil bütün kabine köşkte toplantı halindeler... Şimdi hepsini enterne edeyim mi? Hesaplarını göreyim mi?" dedi. "Hayır” dedim, "Serbest bırakacaksınız. Çıkacaklar."
Sayfa 103·Kitabı okuyor
Reklam