İbnü'l Arabî'nin Füsûsu'l-Hikem adlı eseri, İslam düşünce tarihinin en etkili ve aynı zamanda en tartışmalı metinlerinden biridir. Eser, her bir peygamberi belirli bir hikmetin temsilcisi olarak ele almakta ve bu hikmetler üzerinden insan, varlık ve ilahi hakikat arasındaki ilişkiyi açıklamaya çalışmaktadır.
Füsûsu'l-Hikem'i okurken karşılaşılan temel güçlüklerden biri, metnin yalnızca tasavvufi terminolojiye değil, aynı zamanda belirli teolojik kabullere de dayanmasıdır. İbnü'l Arabî, peygamberlik kurumunun ve vahyin hakikatini önceden kabul eden bir düşünsel zemin üzerinde hareket etmektedir. Bu nedenle eser, söz konusu kabulleri henüz sorgulama aşamasında olan bir okur için anlaşılması güç bir yapı sergileyebilmektedir.
Eserin dikkat çekici yönlerinden biri, yazarın kitabın ortaya çıkışını bir rüya ve manevi tecrübe ile ilişkilendirmesidir. İbnü'l Arabî, Hz. Muhammed'i rüyasında gördüğünü ve eserin kendisine bu tecrübe sırasında verildiğini ifade etmektedir. Tasavvuf geleneği içerisinde bu durum ilahi ilham ve keşf kavramları çerçevesinde değerlendirilirken, modern akademik yaklaşım açısından söz konusu deneyimin tarihsel olarak doğrulanması mümkün değildir. Bu nedenle eser, yalnızca içerdiği düşünceler bakımından değil, epistemolojik temelleri açısından da incelemeye açıktır.
Füsûsu'l-Hikem'in en önemli özelliği, okuyucuya kesin cevaplar sunmaktan çok yeni sorular yöneltmesidir. Özellikle vahyin mahiyeti, peygamberlik kurumu, sembolik anlatımın sınırları ve mistik deneyimin bilgi değeri gibi konular eser boyunca tartışmaya açılmaktadır.
Bu bağlamda Füsûsu'l-Hikem, benim için anlaşılmış bir metinden ziyade sorgulanmış bir metin olmuştur. Eserin düşünsel derinliği inkâr edilemez olmakla birlikte, ortaya koyduğu iddiaların kaynağı ve doğrulanabilirliği konusunda