Derinlerde bir yerde, bunu hep biliyordum.
İçten içe anladığım başka bir şey daha vardı: Bir sürü kişinin aradığı o nektar? Uğruna adam öldürülen...
O bendim.
Avlunun ortasında eski bir su kuyusu vardı ama beni dehşete düşürüp ayaklarımı yere mıhlayan etrafındakilerdi. Kuyunun etrafında yedi tane başlıklı silüet duruyordu. Hepsi zayıf ve farklı boylardaydı, yüzleri başlıklarının altına gizlenmiş ve gecenin gölgesinde kalmıştı. Kemikli ellerinde aybal- ta*, luceme çekici** ve bir savaş tırpanı tutuyorlardı. Keskin uçları ay ışığında parlıyordu.
İçimden bir ses kitabın da farklı olmadığını söylüyordu. O da bana doğru çekiliyordu.
Üstelik bir gün, dışarı çıkmama izin vermeyip zihnimi sonsuza dek içine hapsedebilirdi.