Deniz

Deniz
@Zynphf_dnz
Hitler'in sağ kolu diyebileceğimiz ve propaganda bakanı olarak da anılan Joseph Goebbels'in bu husus hakkında başka ne gibi sözler sarf etmiş: "Yalan söyleyin, mutlaka inanan çıkacaktır. Olmazsa yalana devam edin. Bir şeyi ne kadar uzun süre tekrarlarsanız, insanlar ona o kadar fazla inanırlar." "Bir insana yalan olsa bile bir söylemi sürekli tekrarlarsanız, o söylemin nereden geldiğini unutur ve kendi fikri gibi benimser ve savunur." "Halkı her zaman ateşleyin, asla soğumasına ve düşünmesine izin vermeyin." "Halk büyük yalanlara, küçük yalanlara göre daha çabuk inanır." Hitler döneminin en büyük propaganda aracı radyo idi. Teknoloji günümüzde çok daha yakınımızda ve artık sosyal medya dünyanın en büyük propaganda aracı olarak kullanılıyor. Tam manasıyla kontrol edilemediğinden ve iletişim çok hızlandığından sansür uygulamak zorunda kalıyorlar. Fakat kimsenin itiraz edemediği bir gerçek -sosyal medya ortamında bile- paranın ve gücün kitlelere ulaşımda en etkili yöntem olduğudur.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Şimdi bir düşünelim, salgın olmadığını varsayarak dijital bir değişim projesini devreye soktuklarını varsayalım. Bir insanı eve kapatmadan tüm işlerini online yapmasını söyleselerdi bunu kaç kişi kabul ederdi? Yüz yüze eğitimden kaç kişi vazgeçerdi? Kim kendisine dijital bir kod numarası almak isterdi? Sürekli takip altında olmayı kim dilerdi? Vatandaşlık puanı adı verilen insanlık dışı uygulamayı vicdanen kim kabul edebilirdi? Çok ilginç ama insanlar atılan tüm bu adımların geçici uygulamalar olduğunu düşünüyorlar. Bunların hiçbiri ama hiçbiri kritik iki haftalar veya bir iki senelik geçici salgın için üretilmedi. Kalıcı bir düzen sağlamaya, ama kendilerine hizmet edecek bir düzen sağlamaya çalışıyorlar. Dijital bir dünyanın bize sunacakları ise henüz bitmedi...
Zuckerberg, insanların verilerine ulaşmak için artık hackleme yöntemine başvurmuyor. İnsanlar kendi verilerini kendileri giriyorlar. Özel hayatlarını, ne yediklerini, ne giydiklerini, konum bildirerek nerede olduklarını, nereye seyahat edeceklerini, dini inançlarını, ideolojilerini, tuttukları partileri, sevdikleri sanatçıları, hobilerini, fobilerini ve daha birçok özel bilgilerini açtıkları hesaba durmadan ekliyorlar. İnsanlar hakkında dosyalar hazırlamak, onlar hakkında çok fazla bilgi sahibi olmak ve onlara sevdikleri ürünleri pazarlamak hiç bu kadar kolay olmamıştı.
İslam düşünce ve kültürü, özellikle Güney Avrupa'nın okyanus kıyı kesimleri arasında IX. yüzyıl gibi erken bir dönemde etkili olmaya başlayacaktır. Bu dönemde yaşamış Alvaros adlı İspanyol'un aşağıdaki yakarışı bunu teyit ediyor: "Benim Hristiyan kardeşlerim, Arapların şiir ve aşk hikâyelerinden zevk alıyorlar. Müslüman kelâmcı ve filozofların eserlerini onları reddetmek için değil, Arapçayı doğru ve seçkin bir şekilde konuşmak için inceliyorlar. Bugün kutsal metinlerimiz üzerine yazılmış Latince şerhleri okuyan kilise dışından birini nerede bulabilirsiniz? İncilleri, peygamberleri ve havarileri okuyan kim var? Heyhat! Yetenekleriyle temayüz etmiş genç Hristiyanlar Arapçadan başka bir dil yahut edebiyattan haberdar bile değiller. Arapça kitapları büyük bir dikkat ve heyecanla okuyorlar. Büyük masraflar yaparak bu kitapları topluyor ve her yerde Arap kültürüne övgüler yağdırıyorlar."
Şüphesiz Batılıların İslam’ı homojen ve tekdüze bir yapı olarak görmesi büyük bir hatadır. İletişim araçlarının bu kadar geliştiği dünyamızda insanların İslam ve Müslüman toplumlar hakkında genelgeçer hükümler, ön yargılar ve çarpık algılara sahip olması affedilebilir bir hata değildir. Fakat aynı şekilde tersinden bir oryantalizmle Batı'nın tekdüze, homojen ve monolitik bir dünya olduğunu söylemek de yanlıştır.