Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
“Kişi, bir tartışma sonunda kendi savunduğu görüşün yanlış olduğunu anladığında memnuniyet duyup bunu ortaya çıkarana teşekkür eder ve hatasından dönerse, bu, kişide kibir bulunmadığını gösterir fakat hakkı kabul etmek kendisine zor gelir ve halkın nazarındaki itibarını korumak için tutarsız tevil ve yorumlara başvurursa kişide kibir bulunduğu anlaşılır.”
Korku, ibadeti bozulmaktan koruyan ve ona lezzet katan tuz gibidir. İçinde korku bulunmayan ibadet hem tatsızdır hem de bozulmaya mahkûmdur çünkü korku olmayınca ibadete kibir, riya, ucb ve benzeri mikroplar karışır.
Bir abid, mağarada ibadet ederken uykuya dalmış ve rüyasında ona, "Falan eskiciye git, sana dua etsin," denmiş. Abid, şehre inip eskiciye gitmiş ve ondan dua istemiş. Söz açılmışken ondan amellerini anlatmasını istemiş. Eskici, "Ben gündüzleri oruç tutarım. Günlük kazancımın bir kısmını çoluk çocuğuma nafaka yaparım, bir kısmını da sadaka olarak dağıtırım. Bir de kimi görsem ahirette onun kurtulacağını ümit eder, kendimin ise helak olacağımdan korkarım," demiş. Onu dinleyen âbid şöyle karşılık vermiş: "Senin amelin güzel olsa da beni senin duana muhtaç hâle getiren erdemin başkaları için ümit, kendin için korku duymandır.
Ahireti ciddiye alan bir kimse kendisini hep eksik, kusurlu, hazırlıksız ve ihmalkâr bulur ve bu sebeple kurtuluşu için devamlı korku duyar. Yaptığı ibadetler ve ettiği hayırlar bile onun korkusunu azaltmaz. Allah Teâlâ, bunlar hakkında şöyle buyurmuştur: "Onlar, ibadet ve hayır yaparken de kalpleri korku içindedir." (Mü'minûn, 60).