Bazı yolculuklara bir yere varmak için çıkılmaz. Kendini kaybettiğin anda, kendini bulduğun için zaman ve mekânda anlamaya yürürsün. Kelimelerin kifayetsiz kaldığı, cevapların perde olduğu, hatırlamak istediğin ancak bütün bilinenlerin hatırlatamadığı bir ânı fark etmenin yolculuğu bu… Zamansız zamanı, mekânsız mekânı, elinde olan bütün imkânı bir an için hazır tutmanın yolculuğu. İşte ne bir ses, ne bir beklenti, ne bir hâl ne de bir korku. İşte aranan hem arayan. O bu mu, bu o muydu…
“Yedi gök, yer ve bunlarda bulunan her şey O’nu tesbîh eder. O’nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur. Ne var ki siz, onların tesbîhini anlayamazsınız! O, Halîm’dir, Gafûr’dur.” (el-İsrâ, 44)