"Yenilmedim, Aaron," dedim fısıldayarak, belki de daha çok kendimi ikna etmeye çalışıyordum. "Yenilemem."
"Yenilmedin," dedi dudakları tenime değerken. Beni daha sıkı tutmaya başlamış, iyice kendine çekmişti. "Ve yenilmene neden olacak bir şey yaşasan da -çünkü hayat bu ve kimse yenilmez değil- senin yine tüm parçalarını bir araya getirip gördüğüm en parlak şey olarak kalacağından eminim."
"Farklı ekipleri yönetiyoruz, aynı projelerde çalışmıyoruz ama birbirimizi sıkça görüyoruz." Bana yandan bir bakış attı. "Ama öyle olmadığı zamanlarda, birbirimizi gördüğümüzden emin olmak için her şeyi yapıyorum. Öğlen aralarında onu yakalıyorum, koridorda çaktırmadan bakıyorum, sebepsizce ofisinin önünden geçiyorum. Günde birkaç dakikalığına aklında yer edebilmek için her şeyi yapıyorum."
"Pek de önemli bir şey sayılmaz."
Aaron o sırada hafifçe boğazını temizledi. "Ama önemli," dedi sakince. Hatta öyle sessiz bir şekilde söylemişti ki sadece benim duymamı istiyor sandım bir an. Ama sonra devam etti. "Lina, New York'taki en başarılı mühendis danışmanlık şirketlerinden birinde oldukça büyük bir ekibe liderlik ediyor. O yüzden neresinden bakarsan bak, bu büyük bir şey."