"Zamanım var, Catalina. Aslında çokça zamanım var." Arabanın karanlığında bile, okyanus mavisi gözlerinin hiç de hazırlıklı olmadığım bir dürüstlükle beni delip geçtiğini seçebiliyordum. "Sadece o zamanı buna değecek birine saklıyorum."
"Seni şaşırtmayacaktır ama bu hafta birkaç kişiyi öldürmenin kıyısına geldim," diye itiraf ettim, yaptığımız ateşkesi ona içimi azıcık da olsa dökebilirim diye yorumlamıştım. "Ve sen o listenin başlarında bile değilsin."
Bunun üzerine hafif ve yumuşak bir şekilde homurdandı. Hazır ateşkes de varken, sanırım bundan hoşlandığımı itiraf edebilirdim. Bununla birlikte dudaklarım bir gülümsemeyle kıvrıldı.
"Ben..." Bir şey düşünüyormuş gibi lafını yarım bıraktı. "Buna ne demem gerektiğini bilmiyorum. Gücenmeli miyim yoksa minnettar mı olmalıyım?"
"İkisi de olabilir, Blackford. Ayrıca, gün bitene kadar zamanın var. En cani yanımı ortaya çıkaran bir numaralı kişi olarak hâlâ hak ettiğin yere gelebilirsin."
"Teşekkürler," diye mırıldandım, gözlerimi kapayıp parmaklarımla şakaklarıma masaj yaparak. "Onları e-postayla da gönderebilirdin." Belki bu şekilde, tüm bunlar yaşanmayabilirdi.
"Sen kâğıt üstünde her şeyin üstünü çizerek çalışıyorsun."