Dinginlik yürekten gelir. Sıklıkla güvensizlik dolu düşüncelerin pençesinde kıvransa da, yüreğimiz, duruşumuzu düzelttiğimizde, tekrar dengeye kavuşabilir.
Ölüm de bu meselelerin en önemlisi olabilir: Hep ona doğru yürürüz, bize ne zaman dokunacağını asla bilemeyiz, işte bu yüzden hep etrafımıza bakmalı, yaşadığımız her dakika için minnet duymalı ama yaptığımız ya da yapmaktan vazgeçtiğimiz her şeyin önemini düşünmemizi sağladığı için de teşekkür etmeliyiz.
Bizi "yaşayan ölülere dönüştüren şeyleri yapmayı bırakmalı, varımızı yoğumuzu ortaya koyarak, her türlü riske atılarak, hep hayalini kurduklarımızı yapmalıyız.
Zira istesek de istemesek de ölüm meleği bizi bekliyor.
Tezat gibi görünebilir, ama çalışsa, yese, her zamanki sosyal aktivitelerini yerine getirse de yaşamayı bırakmış bir sürü insan tanırım.
Her şeyi otomatiğe bağlamış halde yaparlar, her gün karşımıza çıkan büyülü anları kaçırırlar, asla durup yaşam denen mucizeyi düşünmezler, içinde bulundukları ânın yeryüzündeki son anları olabileceğini anlayamazlar.
Bugün yaşayabileceğim hiçbir şeyi yarına bırakmam sevinçler, işimle ilgili zorunluluklar, birini incittiğimi düşündüğümde dilediğim özürler, her ânımın son ânım olduğuna dair düşünceler buna dahil.