Bu gece, bir yıldır ilk kez yıldızlı göğe bakıyorum. Küçük görünüyor. Ben mi büyüyorum yoksa evren mi küçülüyor? Ya da ikisi birden mi oluyor? Gençliğimdeki yıldızlar karşısında daldığım derin düşüncelerden ne kadar farklı. O zamanlar romantizmimin beni inandırdığı ulaşılmaz ve sonsuz kozmik genişlik nedeniyle beni etkilerdi. Melankoliye kapılıyordum, çünkü tüm duygularım tanımlanamaz cinstendi. Şimdiki duygum o kadar tanımlanabilir ki kalıbını bile çıkarabilirim.
Bahara söyle güneş toplasın
Sabaha kalmaz yanındayım.
Korkularımı anlatıcam ilk önce
Dizimin kanadığı ilk günü,
Sevmeye yeltendiğim ve sevilmediğimi anladığım ilk günü,
Acının korkuları kuşattığı ölesiye savaştığı o ilk günü.
Sonra diycem acı korkuları yenmişti.
Ruhumun kederden gözleri kararmış körlüğüne birkaç
Cenaze bile vermişti. Değişmişti çocukluğumun yazgısı,
Sevmeyi bilmeyenlerin meyhanesinde çıraklık yapmıştı sadece
Bi' parça ormanda yürür denize çıplak gireriz sonra
Sonra içeriz bak
Karıştırmadan birkaç duble rakı veya şarap
Sen anlatırsın ha
Öyle özledimki bana bişeyler anlatmanı
Bana kurşunların ağırlığından bahseder
Savaşın yaşanmış tüm acıları kustuğunu anlatırsın,
Acı yaşandıkça korkusuz sanar ya insan kendini,
İşte o illüzyona nasıl küfrettiğini anlatırsın.
Sonra bi buckowski pervasızlığı sarar ruhunu, iki afilli cümle parlatırsın
"Çamur yer şekeri sevmem nerde lan benim viskim" der
Ardından bi şarkı patlatırsın dağ yeşerir.
Dağı kar tutmuş, o şehirden dön, bu nasıl sevda
Acılar kusmuş o şehirden dön, bu nasıl kavga
Dağı kar tutmuş o şehirden dön, bu nasıl sevda
Acılar kusmuş o şehirden dön, bu nasıl kavga
Sonra seni ne kadar sevdiğime şaşırırsın belki,
Belki şımarırsın,
Belki şımardıkça azalırsında belli olmaz benim sağım solum.
Şımarır mısın?